İLİ KASTAMONU
İLÇESİ MERKEZ
YERİ SAAT HANE KABRİSTANI
Türbe bu günkü saat kulesinin batı yamacında bulunan ve halkın saat hane kabristanı adını verdikleri kabristanda olduğu bilinmektedir. Eski zamanlarda buradaki saray üstü tepesinin aşağı kısımları büyük bir kabristanlık olduğu kayıtlarda mevcuttur.
Bu kabristanlık saray hamamı üzerinden başlayıp yukarıya doğru çok sayıda mezarın bulunduğu ve mezarlar arasında da ağaçların olduğu yeşillik bir alan imiş. Bu kabristan Cumhuriyet döneminde tamamen kaldırılmıştır. Bir zamanlar sarhoşların kol gezdiği şehre hakim bu mekan günümüzde seyirlik bir alan haline getirilmiş ve üzerinde turizm amaçlı tesisler kurulmuştur. Saray Hamamı üzerinden 119 basamaklı bir merdivenli yoldan bu noktaya çıkılmakta ve Kastamonu Saat kulesi de bu tepede yer almaktadır. Şehrin Valisi Abdurrahman Paşa tarafından Saat kulesi bu tepeye yaptırılırken burada bulunan bazı mezarlar kaldırılmış ve saat kulesi inşasından sonra çevre düzenlemesi de yapılmıştır.
Cumhuriyet döneminde ise bu kabristanlıktaki tüm mezarlar yerlerinden sökülmüş ve bazıları mezar sahipleri tarafından başka yerlere nakledilmiştir.
Buradan alınarak Kastamonu Müzesine A. Gökoğlu tarafından nakledilen sarıklı bir mezar baş taşı olan ve Ahi Çelebi Sultan a ait olduğu bilinen bir lahid şahideleri ile birlikte müzenin bahçesindedir ve yanında siyah boya ile yazılmış 220 envanter numarası görülmektedir.
Bu lahidin söküldüğü taş örgülü türbe de tamamen yıkılmıştır. Bu lahidin baş şahidesinde büyük burmalı bir kavuğu vardır. Bu kavuk şekli Bu günkü Halk eğitim binasının bulunduğu yerdeki Ahi Ali zaviyesi ve Ahi Ali Mescidi İle Ahi Ali türbesinde bulunan Ahi Ali’nın kabri başındaki büyük burmalı kavuğun bir benzeridir. Ahi Şorba türbesindeki mezarın başındaki kavuk da bu türdendir.
Ahi Çelebi Sultan’ın ayak şahidesi ise tepesi sivridir. Ancak bunda bitki süsleri vardır. Aynı süsler yan yüzlerdeki mermer parçalarda da görülmektedir. Buradaki yazıyı okumaya çalışan ve Candarlar konusunda araştırma yaptığını anlatan Ahi Evran Üniversitesinin hocası olduğunu söyleyen bir zat bu bu mezardaki kitabenin Ahi Ali’nin oğlu Çelebi nin hicri 909 yılında öldüğünü yazıyor diye anlatmıştı. Bu tarih yanlış hesaplamadı isem miladi 1503 yılına denk geliyor. Ahi Ali’nin ise İb-ni Batuta’nın sağlığında ziyaret ettiğini ve yaşının 168 olduğunu onun notlarından öğreniyoruz. Lahidin sağ kitabesinde ise ömür nimeti sofrasından birkaç nefes yedik ve artık kafi dediler ifadesi, sol yüzde ise birkaç nefes çıkarayım derken yazık nefesimin yolu tutuldu yazısının yazılı olduğunu bu hoca tercüme etmeye çalıştı. Ahi Ali’nin ise sağlığında kendi adına yaptırdığı zaviye ve Mescidi de günümüzde yerinde yerinden sökülmüştür. Türbesi de yıkılmış ve yerine Halk Eğitim Binası yapılmıştır. Bu zatın mezarının nereye nakledildiği bilgisini ise henüz bulamadık. Bu yazıyı okumaya çalışan hoca bu konuyu araştıracağını ve Kastamonu’ya Candarlar ile ilgili ilgili araştırmalar yapmak üzere tekrar geleceğini belirtti. Ancak daha sonra bu hoca ile bir daha görüşemedim. Ancak Küpcüğez mescidinin Ahi Ali efendi diye bilinen bir hayır sahibinin yaptırdığını biliyoruz. Bu zatın Ahi Çelebi Sultan’ın babası olduğu da anlatılanlar arasındadır. Yine Kastamonu’da ahilik geleneğinden geldiği bilinen Cemaleddin ağa mescidi, Tahir Fakih Mescidi, Muzaffereddin Mescidi, Kalfa camisi, Şazi bey mescidi, Bedirgazi mescidi, Hacı Hamza ve Hacı Dursun mescitleri, Abdülbaki Efendi mescidi, Tarakçılar camisi ve mescidi yine ahilerin Kastamonu’daki öncülerinden olduğu bilinen Frenkşah Camisi mescidi ve türbesi, Kanara mescidi Tekyeciler mescidi, Semerciler mescidi, Hacı Gevrek mescidi (gevrek bu günkü Kastamonu Simidinin eski adıdır), Seydiler mescidi, Sofu zade mescidi, İbni Sadi efendi mescidi, Ebubekir efendi mescidi, İbni Sule sultan mescidi, mahkeme mescidi, Tavukçular mescidi gibi çok sayıda mescid ve Türbenin de yıkıldığı kayıtlarda mevcuttur. Bunların yerleri Kastamonu halkı tarafından halen bilinmekte ve isimleri de yaşatılmaktadır. Ahi Ali Mescidi de bunlardan birisidir Ayrıca çok sayıda medresenin Cami ve türbenin ve Medreselerin yıkıldığı da bilinmektedir. Mesela Çay Camisi ve Medresesi bunlardan birisidir. Bunların sayısı hakkında kesin olmamakla birlikte 63 adet olduğu bazı kişilerce de ifade edilmektedir.
Geçmişte çok önemli bir meslek kuruluşu olan Ahi yapılanmasının herhalde bu şekilde yok edilmeye çalışılmasının başka türlü bir izahı olamaz. Bu yerlerin çoğu vakıf mülkü olup arazileri ile birlikte Vakıflar idaresince ya satıldığı ya da üzerine başka devlet yapılarının yapıldığı bilgisi de dikkati çekmektedir.
Sadece Şunu Turizm açısından belirtmek istiyorum. Kastamonu Anadolu’da Dünya Turizminin başkenti olmayı hak edecek iken devrin kendilerini önemli zatları olarak gören bu tarih, doğa, cami, türbe, han, hamam, zaviye, medrese düşmanları sadece günlerini kurtardıklarını zannetmişler olsa gerekir. Bu şehir eğer eski hali ile korunabilmiş olsa idi günümüzde binlerce turistin milyonlarca lira para bıraktığı bir yer olurdu. Ne diyelim her dönemde altın yumurtlayan tavuğu kesen bir takım kendini bilmezler olacaktır.
Yine de Kastamonu geride kalanları ile turizm başkenti olmayı ve Tarihi Şehirler listesinde başlarda olmayı hak ediyor.
Geçmişten günümüze mesleklerini kurdukları Ahilik teşkilatları ile taşımaya çalışan tüm gönül sultanlarının mekanları cennet ruhları şad olsun. Günümüzdeki meslek örgütlerinin de mesleklerini bu ruh ile devam ettirmeleri ise en büyük dileğimdir. Çünkü ben de bir demirci ustasının olan Hacı Kadir Efendi’nin oğluyum.