Kastamonu’ya kimlik katıyor Cumhuriyet Meydanı’ndaki “Atatürk ve Şehit Şerife Bacı Anıtı”, heykeltıraş Prof. Dr. Tankut Öktem’in eseri, tarihin bronza izdüşümü…
Karşısına geçtikçe vatanperverliğimizi sınayacağımız pürüzsüz ayna.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün halkıyla birlikte yazdığı “Ya İstiklal Ya Ölüm” destanının anıtı…
Kulağımıza küpe, göğsümüze cesaret, aklımıza bilinç.
Gördükçe, işittikçe, hissettikçe kalbimizi “güm-güm” vurduran heyecan…
“Ben de olsaydım” dedirten cüret.

Oku…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün anıta nakşedilmiş sözlerini bir bir.
Gençlere…
“Ey Yükselen Yeni Nesil Cumhuriyeti Biz Kurduk Onu Yaşatacak
Sizlersiniz.”
Kadınlara…
“Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi halâsa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar himmet gösterdim, diyemez.”
Ve…
“Bir Türk Dünyaya Bedeldir.”
(Heykeltıraş Prof. Dr. Tankut Öktem…
1 Temmuz 1940’de Konya’da doğdu, annesi Meliha Hanım, babası Ali Öktem, anne ve baba da veteriner olduğu için çocukluk yılları Anadolu’nun farklı şehirlerinde geçti.
https://www.tankutoktem.org/biyografi/tankut.oktem.html linkinde yaşam yolculuğu ayrıntısı ile veriliyor…
“İki yaşında eline çizim kalemini alan Tankut Öktem’in yeteneğini ilk keşfeden annesi Meliha hanımdır. Atatürk sevgisini, Kurtuluş Savaşı anılarını ona aktaran da yine annesidir. Üç yaşında zatürreye yakalanan Tankut Öktem’e dişçi dayısı hasta yatağında oynaması için yatağının başına hamurdan yapılmış bir askercik heykeli ve birazda hamur bırakır. Tankut Öktem hamuru ellerinde eğip bükerek yeni bir askercik formu yaratır. Bu beceri tüm ailenin dikkatini çeker. Oğlunun doğuştan taşıdığı yetenek annesi Meliha hanımı çok mutlu eder. Oğlunda gözlemlediği ilk olgu; doğuştan taşıdığı bilgi ve yetenektir. Örnek vermek gerekirse; bu denli küçük yaşta bir atın, kaplanın oranlarını çok iyi hesaplayabilmekte, atların kaslarını adalelerini hiç kuşku duymadan elindeki hamurda yeniden yaratabilmektedir.”
Lakabı “Harika çocuk” oldu…
“On dört yaşına geldiğinde sayısız tabloya imza atmış sayısız üç boyutlu obje üretmiş bir sanatçıdır artık. Tabloları evinin duvarlarını süslemekte, heykelleri şaşırtıcı biçimde geleceğin sanatçısını haberlemektedir.”
Devlet Güzel Sanatlar Akademisi bünyesindeki “Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu Seramik Bölümü” Tankut Öktem’in lise sonrası adresi oldu…

“Tankut Öktem’in Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu’ndaki hocaları seçkin bir grubu oluşturuyordu. Bir anlamda yeni kurulmuş olan okulun idealist hocalar kuşağıydılar. Aynı zamanda okulun müdürlüğünü üstlenen Cevdet Koçak, Jan Grave, Ralf Russ, Krepaz ve Kenjikato Tankut Öktem’in yetkin eğitici hocaları oldular. Sanatçının heykel konusunda eğitim aldığı tek hoca ise Hakkı Karayiğitoğlu’dur. Hocası için ‘Benim kanaatime göre Hakkı Karayiğiyoğlu heykeli bilimsel diyebileceğim nitelikte en iyi bilen hocaların başında gelir’ diyen Tankut Öktem’nin bir diğer önemli hocası ise Şadi Çalık’tır. Ondan teorik bilgiler alan sanatçı ‘Şadi Çalık’tan klasik sanatla modern sanat arasındaki farkı öğrendim’ diyecektir. Sanat eğitimi sırasında heykeltıraş Nusret Suman’ın atölyesinde çırak olarak çalışan sanatçı; usta hocasının bazı heykellerin de alt yapı kurgusunda çalışmıştır. Ve daha sonra ‘Heykel tekniklerini Nusret Suman’dan, heykelin ne olduğunu ise Hakkı Karayiğitoğlu’ndan öğrendim’ diyecektir. Sanatçı 1962’de Almanya’da Shone Wald porselen fabrikasında staj için yurtdışına çıkar ve buradaki çalışma sanatçının deyimiyle ona yeni duygu ve çoşkuları aşılar.”
1965 yılında Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu seramik bölümünü bitirir bitirmez aynı okulda asistanlık yapmaya başladı, 1986’da profesör oldu, 1993-1996 yılları arasında Seramik Cam Bölüm Başkanlığı, YÖK Sanat komite üyeliği ve 1999’da Devlet Sanatçısı seçildi…
Sayısız şehirde anıtları yükseliyor.
2007’de en verimli çağında çok ani bir trafik kazasında bu dünyadan ayrıldı…
Kastamonu’da anısı baki.)
(Ardından çok kıymetli vefa satırları yazıldı…
O kelimeler Prof. Dr. Tankut Öktem’i anlamak için alfabe.
Prof. Dr. Metin Sözen yazdı…
“Zamansız ölümler her zaman ‘derin izler’ bırakır. Çünkü gelecekten beklentiler çoktur. Acısı da o oranda zamana kesintisiz yayılır. Ancak bırakılan yapıtların varlığı, hem unutulmamayı hem de unutturulmamayı sağlar. Son görüştüğüm günü hatırladığımda, O belki böyle bir armağanı Safranbolu’ya kazandırmanın mutluluğunu yaşıyordu… Eşiyle birlikte açılışa katılanların coşkulu heyecanını paylaşıyordu… Bu benim için de farklı duyguları yaşamama neden oldu. Atatürk ile kente katkıda bulunanların birlikteliğini vurgulayan anıt, ayrı bir anlam taşıyordu. Aralarında birden kendimi fark etmem, benden gizli bulduğu fotoğraflarımdan varlığımı eklemesi, paylaşılması güç bir ‘anı’ olarak belleğimde yer etti… Yaşamımda unutulmaz bir gün olarak kaldı…”

Prof. Dr. Metin Sözen’in “Kastamonu Kimliği” külliyatına emeği çok geçti…
Prof. Dr. Tankut Öktem misali.

İkisinin de yeri kalplerdeki nur…
Daimdir açtıkları yol.)
(Prof. Dr. Tankut Öktem’in emeği “Atatürk ve Şehit Şerife Bacı Anıtı” ile ilgili kapsamlı bilgi https://www.academia.edu/127028975/KASTAMONU_KENT_MERKEZI_NDE_YER_ALAN_FI_GU_RATI_F_ANIT_HEYKELLER linkinde var...
Seyhan Yılmaz ve Özgür Yeni’nin kaleminden.
Muhakkak okunmalı…
“Anıtın okuması” etraflıca yapılı.
Bir pasaj…
“Cumhuriyet Meydanı önündeki “Atatürk ve Şehit Şerife Bacı Anıtı” Prof. Dr. Tankut Öktem tarafından 1985-1990 yılları arasında yapılmıştır. Prof. Dr. Tankut Öktem Türkiye’nin pek çok şehrine yaptığı heykellerle kent kültürüne katkıda bulunan önemli heykeltıraşlardan birisidir. 30 Temmuz 1990 tarihinde açılışı gerçekleştirilen anıtın uzunluğu yaklaşık 18,50 m., eni 5,30 m., yüksekliği ise 12 metredir. Anıt, ilin en önemli meydanı olan Cumhuriyet Meydanı’nda inşa edilmiş olup yapı malzemesi olarak bronz kullanıldığı bilinmektedir. Anıtı oluşturan heykel grubu, dikey bir sütunun etrafına toplanan toplam 18 figürden oluşmaktadır. Dikey sütunun etrafında 14 figür bulunurken, 4 figür sütundan bağımsız yer almaktadır. Önde Kurtuluş Savaşı’nda Türk kadınının kahramanlığının simgesi olan Şerife Bacı kağnısını çekmektedir. Figürün başında örtüsü, önünde önlüğü, üzerinde uzun elbisesi ve şalvarı ile geleneksel giysi unsurları içinde yansıtılmış olup göğsünde mermileri, elinde asasını ve sırtında ise tüfeğini taşımaktadır…”.)

(Kastamonuluya bugün düşen görev…
“Heykeltıraş Prof. Dr. Tankut” imzasının ve “anıt okumasının” anıtın hemen yanına levha halinde konulmasıdır.

Aradan geçen 36 yılda gösterilmeyen hassasiyet…
Artık gösterilmeli.)