Mustafa Tuzcu’nun adeta “zengin kalkışı” gibi bir anda yalan dünyadan ayrılışının seneyi keder dönümündeyiz, soğuk bir Ağustos ortası, yarısı yaz yarısı kış hayat(lar)ı(mız)…
Gelenin kaderi ağlamak, gülmek, gitmek.

Geride kalanların yüreğine asarak ceketini…
Yakasında kanayan gül.
Kiminin adına inşa edilen barajlar dolar dolar taşar…
Kuruyan göz ovalarına geri bırakılır suyu.
Kulaklar eski şarkıları arar...
Nafile.
Çelik akşamların bileği bükülmez…
Demir sabahların sırtı yere gelmez.
Gidene kolay…
Kalana zor.
Gaipten ses bekler…
Olmaza meyleder.
Fotoğraflar sararır…
Anılar silikleşir.

(“Mustafa Tuzcu”...
10 yıl önce vefat etti.
Tüccardı iş aleminde…
Düşünce aleminde feylesof.
Okullu değildi…
Alaylı.
Ormandaki tek ayak izini takip ederseniz…
O’ydu.
Takım oyuncusu değildi…
Ayarında takım oyuncusu yoktu çünkü.
Hoş, kitleyi de sevmezdi hiç, iğnelerdi…
Çuvaldız batırırdı.
“Okumuş ama anlayamamışlara” idi çokça garezi…
Delirirdi.
Delirtirdi…
Yaka paça ederdi.)
(Rahmet olsun…
Kastamonu’nun fikri buhrana girmeden önceki son çakıl taşlarındandı.
Zaten bir elin parmakları kadar “alaylı feylesof” kalmıştı…
Gittiler, ne alay kaldı şehrin fikrini koruyacak ne “sonradan da görmemişlere” alay ile had bildirecek, meydan boş kaldı.
Mustafa Tuzcu’yu anlamak feraset gerektirirdi…
Masasına oturmak cesaret.
Kastamonu Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı ve aynı zaman diliminde Kastamonuspor başkanlığı…
Henüz yirmili yaşlarında.
Nasıl bir cüret…
İddia.
Çömez yaşlarım olmasına rağmen hatırlıyorum…
Rengarenk Mercedesler.
Meşguliyeti gıda toptancılığı ama asıl aşkı “maden”…
Kastamonu maden sahalarını avcunun içi gibi bilirdi, az mı gezmiştik maden maden, “şurası mermer, şurası krom, bakır…”
Nalcıkuyucağı’nda bakır çıkarıyordu en son, epey derine inmişti, ışık görünmüştü görünmesine ama…
Çıkamadı gün yüzüne.
Her keder dönümünde gülen gözleri gelir aklıma…
Ağlayan içi.
Şad olsun…
Kalplerdeki nurdur yeri.)
(Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovmazlar…
Kendisi gider.
Dayanamaz…
Üstelerinden gelemez.
İyisi mi gitmektir…
Salkımından kopmuş üzüm tanelerinin hemen hepsinin hikayesi budur.
Söylese tesiri yoktur…
Sussa günlü razı olmaz.
Ters yola girmiş otomobil gibidir…
Karşı istikamet katar katar.)
Not: YÖK web sayfasından bir haber…
“Harran Üniversitesi Korosu, İsveç’te düzenlenen World Choir Games 2026’da (Dünya Koro Oyunları) dünya birincisi oldu… Oxford, Cambridge, Durham ve York Üniversitesinde çalışmalar yapan akademik birikimini Şanlıurfa’ya taşıyan Dr. Öğr. Üyesi Fırat Altun şefliğindeki Harran Üniversitesi Vox Humanis Korosu, Helsinborg’daki yarışmada dünya birincisi olarak altın diploma ödülü kazandı… Anadolu’nun kadim müzik mirasını Batı’nın çok sesli koro geleneğiyle harmanlayan Dr. Altun şefliğindeki koro iki yıllık çalışmanın ardından katıldığı yarışmada uluslararası jüriden en yüksek puanı almayı başardı… Harran Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümünde görev yapan Altun yönetimindeki Vox Humanis, dünyanın farklı ülkelerinden güçlü koroların yarıştığı organizasyonda Open Competition - O5: Mixed Chamber Choirs and Vocal Ensembles kategorisinde sahne aldı… Uluslararası jüri karşısındaki performansıyla yüksek puan alan Vox Humanis, kategorisinde dünya birinciliğine ulaşarak altın diploma almaya hak kazandı.”
İmrenmemek elde değil…
Alkışların en büyüğü Şanlıurfa’ya.

“Kastamonu Üniversitesi!”...
“Kastamonu sanat kamuoyu!”
Kastamonu’nun müzik insanları nerede?...
Var mı?
Şanlıurfa öğretiyor…
Kastamonu’ya ders.