Mekan mı yerleşiğine kimlik katar yoksa yerleşiğin kimliği mi mekanı kimlikli kılar, bir nevi yine “altyapı-üstyapı” sarmalı/paradoksu, yerleşiğin kimliği olmazsa mekan bir “hiç”e dönüşe gide…
Üzerinden dozer geçe.
Kastamonu’nun tevellüdü bin yılı çoktan devire…
Bu sebepten “kadim” dene.
Envai kültürlerin mayaladığı tekne…
Maziden atiye kök süre.
Ancak öyle narin bir papatya ki yapraklarını ufak bir esintide rüzgara kurban vere…
Sola gide.
“Kastamonu’ya sahiplik” elbette…
Ancak ve ancak rüzgara “Kastamonu Kimliği” ile set öre.
Küflü çivisine sahip çıka…
Kapı sövesine.
Zıvanası kopmadan…
Sahip çıka kimliğine ve kentine.
(Şeref Oğuz Ekonomim gazetesindeki “Kentine sahip çık, kendine sahip çık” yazısında Erzurum merkezli olarak aslında tüm kadim kentlere “tembih” ediyor…
Kastamonulu https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/kentine-sahip-cik-kendine-sahip-cik/913367 linkinden tembihi kulağına küpe ede.
“Erzurum’u dolaşıyorum. Bu kadim kent büyük bir onarım içinde… Tarihini yeniden inşa ediyor. Bozmadan, deforme etmeden, modernleşme adına silüeti kirletmeden. Misal gökdeleni yok. Yeni binalar tarihi dokuya uyum gayretinde. Cumhuriyet Caddesi’ni gezerseniz bunu çok net görürsünüz”…
“Yakutiye Medresesi, Çifte Minareli Medrese, Erzurum Kalesi, Üç Kümbetler, Eski Erzurum Evleri, Aziziye Tabyaları, Saltuklu döneminden kalma Ulu Cami, Mimar Sinan’ın eseri Lala Mustafa Paşa Camii ve soğuktan korumaya yönelik nice eser. Mimari bir bakıma donmuş musiki hâlinde bu kentte.”
Bir kentin tarih sahnesinde var kalmasının 3 gereğini sıralıyor Şeref Oğuz…
“Tarihi kültürel miras”, “doğal kaynak”, “yerel kabiliyet”.
Kıymeti paha biçilmez tespit…
“Yerel kabiliyet derken, Erzurum’un kadim kent olmasının yetmediğini, ona sahip çıkma zaruretini anlatıyorum. Bu aynı zamanda Erzurumlu kimliğinin kendine sahip çıkması anlamını taşır; “Yaylalar içinde Erzurum Yayla, Erzurum Çarşı Pazar” gibi yüzlerce türkü yeniden üretilsin, gelecekte yüreklerden taşabilsin.”)
(Şeref Oğuz’un “Erzurum” şablonunu Kastamonu’ya uygulayalım…
Bakalım karnemiz nice?
“Tarihi kültürel miras”…
Kastamonu misali zengin şehir az ola, Anadolu’nun “yerli” cümle kültürünün izleri ile dolu şehir bir uçtan bir uca, Paflagonlardan Türk beyliklerine.

Osmanlı…
Cumhuriyet.
Kale…
Kervansaray.

Kamu binası…
Sivil mimari.

Kültür mirası namına “ekosistem”…
Zamanında vardı ama bugün yok ola, ola, ola.
Kültür mirasına dolayısıyla “Kastamonu kimliği” külliyatına adeta sırtını dönen zihniyet…
Dün kurmuşçasına şehri.
“Doğal kaynak”…
Kastamonu’nun sahip olduğu doğa(l) kaynaklar (da) Kastamonulunun görüş açısının dışına düşe düşe gide, ne yeşiline ne mavisine, ne suyuna ne havasına minnet kala.
Çok sürmez…
Bite.
Asıl “dananın kuyruğunun koptuğu” ve bir de “zurnanın zırt dediği” yer…
“Yerel kabiliyet”.
Kastamonu’nun günümüzde yaşadığı “fikri buhran” devrinin baş sebebi…
Yerel “fikir/zikir” yok dura.
Kastamonu’nun yerel aktörleri fikir üretemiyor, taklit dahi edemiyor, Amerika’yı yeniden keşfedemiyor…
Sessizliğin de ötesinde ters istikamette seyir.
Ters dinamizm…
Sıfırdan eksiye yolculuk.
“Yerel kabiliyet” olmazsa…
Kent ne kalkınır ne gelişir.
Gün gün içine gömülür…
Söner.)
Not: Kastamonu “sallandı” Cuma sabahı saat 05.06’da…
Merkez üs “Ilgaz”.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'nın (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgiye göre” 4,2” büyüklüğünde…
Beşiğe döndü şehri Kastamonu.

“4.2” buysa…
“7.2” acep ne ola?
Kastamonu şehrinin “eski yapı stoku” elverse gerek…
Yamaçlar vay vay.
Düzler…
“Su yatağı”.
Tarım arazileri “apartman”…
“Su kuyusu”.
Ilgaz’ın merkez üs olması normal…
“Kuzey Anadolu Fay Hattı” göz kırpıyor.
Kastamonu uyuyor…
Her saat “05.06”.
Depremin yerin 12,01 kilometre derinliğinde meydana geldiği belirlendi.