Adamın biri eşeğine buğday çuvallarını yükler ve değirmene varır. Günlerden cumadır ve değirmende buğdaylarını öğütüp un yaptıktan sonra evine dönecek ve sonra cuma namazına gidecektir.

Fakat işler planlandığı gibi gitmez, eşeğin sırtından buğday çuvallarını indirir indirmez eşek kaçar ve kaybolur.

Adam eşeğin peşine düşerek aramaya koyulsa cuma namazını kaçıracaktır.!

Tam o sırada komşusu, sulama sırasının kendisine geldiğini ve sırayı kaçırırsa tarlasının bir daha sıra gelene kadar susuz kalacağını haber vermeye gelmiştir.

Cuma namazını kaçırmamak için kaybolan eşeğini aramaya gitmeyen adamın başına bir de tarla sulama işi çıkmıştır...

Üstüne üstlük buğday çuvalları değirmendedir ve ekinin öğütülüp eve götürülmesi gereklidir.

Tüm bunlar yaşanırken cuma vakti girmiştir ve adam ne yapacağını bilemez haldedir. Hızlıca karar verip harekete geçmesi gerektiğinin farkındadır...

Tam bu esnada adamın hatırına varlıkların sahibi Allah'ın kesin emri gelir.

"Cuma ezanı okunduğu zaman, dünyalık işlerinizi bırakıp Allah'a ibadet etmeye koşunuz. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu sizin için daha hayırlıdır.

Cuma namazından çıktıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz. Cuma sûresi 9-10.

Adam tüm sıkışık işlerini bırakır ve camiye koşar. Dünya işlerinin kafa yoran zorluklarından sıyrılır ve namazını kılar.

Cumadan çıktıktan sonra namazını kılmış olmanın verdiği huzur ve maneviyatla evine gider. Bıraktığı yerden başlayacaktır dünya işlerine. Fakat namazdan önce kafasını yoran, neredeyse cumayı kaçırmasına sebebiyet verecek olan bütün işler adeta kendiliğinden oluvermiştir...

Eşeği eve dönmüş, buğdaylar öğütülmüş, tarlası sulanmış ve karısı sofrayı kurmuş eşinin camiden dönmesini beklemektedir.

Adam şaşırır, karısı da olanları anlatır;

Adamın biri değirmene gitmiş, kendisinin sanarak bizim buğdayları öğütmüş, yanlışlık yaptığını anlayınca çuvalları bize göndermiş. Eşek az önce kendiliğinden gelip evi bulmuş. Komşu tarlasını sularken suyu taşırmış, taşan su bizim tarlaya akmış ve toprağımızı sulamış...

İşler de bu şekilde yoluna girmiş...

Evet; belki de pek çoğumuzun rutin işlerinin bazen sekteye uğradığı dönemler olmuştur. İyi bilinmelidir ki; bu gibi sıkıntılı anlarda namazı ötelemek, kazaya bırakmak ya da hiç kılmamak yoluna gidilmemelidir. Hatta hayat akışımız esnasında ezan saati ve namaz vaktini dikkate alarak planlama yaparsak bu alışkanlık haline gelir, namazı önceliğimiz konumuna getirir, yaşama bakış açımız maneviyat kazanır...

Aklı başında her insanın düşünerek hareket etmesi gereken en ince ayrıntı da şu olmalıdır...

Bize emredilerek kıldığımız namazların vakitlerini, bu kâinatı azametiyle, genişliğiyle, güzelliğiyle, sayısız mahlukları ve mükemmel düzeniyle yaratan Allah belirledi. O vakitte bizleri huzuruna davet ve kabul ederek bir nevi şans verdi. İşimize, gücümüze, meşgalelerimize ve dünya telâşemize öncelik verip namazı ötelersek bu şansı değerlendirmemiş oluruz. Namazı vaktinde kılarken bile isteksiz, sanki zorla gidiyormuş, ya da bir an evvel kılıpta kurtulayım havası oluşturmamalıyız. Huşu içinde kılınan her namazın verdiği huzuru, yaptığımız hiç bir işin neticesinde göremeyeceğimizin bilincinde olmalıyız...

Allah bizleri namazı dosdoğru kılan ve bu hayatı lâyıkıyla yaşayanlardan eylesin.

Cumamız mübarek olsun İNŞALLAH.