Hayvancılıkta “suni” tohumlama ile “kültür” emperyalizminin boyunduruğuna girmesinin ve “dışa bağımlı” hale gelmesinin temiz bir “yarım” asrı var Türkiye’nin, günümüze gelene kadar katlanarak üstüne koydu gidişat, hayvancılıkta resmen ve fiilen bir “karşı kültür devrimi” ile mevcut “desen” ve “ yerli ırklar” silindi…
Yeni bir “desen” ve “yabancı kültür ırkları” vatan toprağına buyur edildi.
İlacıyla, yemiyle, vesaire girdileri ile…
Yabancı şirketlere ve yerli işbirlikçilerine müşteri edildi Türk çiftçisi vay vay.

“Tiftik keçisi” ah…
“Kara sığır” vah.

Türkiye’nin asırlar boyuna kök vermiş hayvancılıkta “ırk” deseni “aniden “değiştirildi…
Ne gerek vardı?
“Montofon”…
“Holstein”.
“Saanen” keçisi…
“Lacaune” koyunu.

“Avrupa coğrafyası, çoban hafızası, barınak altyapısı” ile Türkiye nasıl eşdeğer görülebildi?...
1960’lardan itibaren Türkiye’nin siyasi muhalefeti, meslek odaları ve sivil toplum örgütleri, üniversitesi nasıl kabullenebildi bu “sürdürülebilir fecaati”?
Sağduyu yok oldu…
Solduyu da.
(Yukarıdaki girişin sebebi Kastamonu Üniversitesi’nin hazırladığı ve yayımladığı “Kastamonu İli Hayvancılığının Mevcut Durumu, Gelecek Perspektifi ve Stratejik Yol Haritası” raporu…
Emeğe takdir.
Veteriner Fakültesi’nin üç öğretim üyesinin emek koyduğu raporda Kastamonu’daki hayvancılık sektörünün “2004–2024” dönemi analiz edildi…
Her ne kadar “yetmez ama evet” kalibresinde bir çalışma olsa da en azından Kastamonu’nun son 20 yılını veriler ışığında masaya yatırması ve ucundan da olsa “sebep-sonuç” ilişkisi kurması “yeter” de artmaz.
Üniversitenin “kentin sosyo-ekonomik yapısını ve stratejik sektörlerini bilimsel veriler ışığında ele alan ‘Kastamonu Raporları’ dizisinin ikinci çalışması” bu…
Devamı gür gele.
Rapordaki “çare” cümlelerinin mevcut “piyasa” sistemi dışına çıkamamış olmasını bir tarafa bırakıyorum…
Nihayetinde “endüstri” de tek yol olarak görülüyor hayvancılıkta, ucundan “kooperatif”, kıyısından “üretim birliği”.)
(Rapordan okuyalım…
Kısa alıntılar ile.
“Türkiye’de sığır varlığı, 2004-2024 yılları arasında genel bir artış eğilimi göstermiştir. Ülke genelindeki toplam sığır sayısı bu dönemde yaklaşık 10 milyon baştan 16,8 milyon başa ulaşmıştır. Bu artış, hayvancılık sektörünün ulusal düzeyde büyüdüğünü ve yapısal dönüşüm süreçlerinden etkilendiğini göstermektedir. Aynı dönemde Karadeniz Bölgesi'nde daha sınırlı bir artış gerçekleşmiş, sığır varlığı 2,2 milyondan 2,35 milyona yükselmiştir. Kastamonu özelinde ise durum daha durağandır, 257 bin baş olan sığır sayısı, 20 yıl sonunda yalnızca 264 bin başa çıkmıştır.”…
Ki bazı yıllarda artış değil bizatihi “düşük” hal de cabası.
“Kastamonu hayvancılık merkezi” deyu deyu…
“Hamaset” ve “algı” olduğu ortada!
Raporu kaleme alanlara göre “aşının tutmama” sebepleri “yem üretme kapasitesinin düşüklüğü, küçük ölçekli aile işletmelerinin yaygınlığı, pazarlama kanallarının yetersizliği ve destek sistemlerine erişimdeki sınırlılıklar öne çıkmaktadır” şeklinde sıralanıyor…
Yani, Türkiye ile birlikte Kastamonu’ya, altyapının “olmazlığını” bile bile yabancı ırk hayvanları dayatan siyasi zihniyetin hemen hemen hiç dahli yok!
“2004-2024 döneminde Türkiye’deki koyun varlığı genel anlamda artış eğilimi göstermiştir. Ülke genelinde koyun sayısı yaklaşık 25,2 milyon baştan 44 milyon başa yükselmiştir. Bu artış, özellikle 2016 sonrası uygulanan destek politikalarının küçükbaş hayvancılığa belirgin biçimde yansıdığını göstermektedir. Karadeniz Bölgesi’nde de benzer bir büyüme gerçekleşmiş, varlık 1,6 milyon baştan 2,23 milyon başa çıkmıştır. Ancak Kastamonu özelinde süreç farklı seyretmiştir. 2004 yılında 79.497 olan koyun varlığı, 2024 yılına gelindiğinde 57.666 başa kadar gerçekleşmiştir”…
Kastamonu’da “küçükbaş” hayvancılığın “sefaleti” romanı bu olsa gerek.
“Keçi” hali de aynı sefalet içinde…
“İlde 2004 yılında 22.788 olan keçi sayısı, 2024’te 17.832 başa gerileyerek düşüş yönlü bir seyir izlemiştir.”)
(Rapor “kanatlı hayvanlar” ve “diğer türler” üzerine de veriler kayıtlı…
“At” varlığı misal.
“Tavuk”…
“Arı”.
Hayvansal ürünler de mercek altında raporda…
“Bal mumu” üretimine kadar.
Kastamonu’nun “verdiği öneme binaen”…
Ayrıntıya girmeyeceğim bu alanlarda.
Kastamonu’da “deniz” ve “içsu” olmadığına bir kez daha kani oldum rapor sayesinde…
“Balık” yahut “deniz ürünleri” maddesi yok raporda, hayvandan sayılmıyor anlaşılan, bari “diğer türler” kapsamında iki kelam edileydi.)
(Raporda iki önemli bölüm daha var…
Bunlardan biri “Kastamonu İli Hayvansal Üretiminde Yem Kaynakları” ve diğeri “Kastamonu İli Hayvancılık ve Hayvansal Ürün Ekonomisine Bakış”.
Raporu a’dan z’ye okudum…
Kastamonu’da ikinci bir “okur” çıkar mı, şüpheliyim, “iyimser” bir hal “şüpheli” dahi olabilmek aslında.
Okunduğunda…
Alınacak “ders” var.
Görevliler ve “durumdan vazife çıkaranlar” için…
Yol haritası da mevcut.
Umarım…
Kapağını kaldıran olur.
Umut…
Ekmektir.)
(Bir Anadolu deyişi ile nihayet verelim…
“Keçi ile koyun, gerisi oyun”)