İmar-İskân Bakanlığı 1982’de bir karar alıyor: “İstanbul’da yerleşim yerleri kuru derelere 500, sulu derelere ise 1000 metre mesafeden yakın olamaz.” 90’lı yılların başı; bu kural değişiyor ve sulu derelerde 500 metreye indiriliyor. 90’lı yılların sonuna gelince bu mesafe 200 metreye inerken kuru derelerde sıfırlanıyor. 2010’larda ise bu mesafe 10 metreye indiriliyor.

Hal-ahval ve tablo bu iken ne yapıyoruz biz?
Siyaset yapıyor ve bir diğerimizi suçluyoruz!
Yok efendim, “Ayazağa deresi taştı ama benim değil onun döneminde bu hale geldi!”

Ben size söyleyeyim:
Felaketin nedeni ne metrekare başına düşen yüksek yağış ne de başka bilmem nedir!
Felaketin nedeni hırsımıza esir düşmüş; iyice azalan ve neredeyse yok olan ahlakımızdır!
Sele gark olan evlerimiz değil ahlakımızdır.
Felaketin sebebi 1000 metrelik ahlakımızı 10 metreye indiren ahlaksızlığımızdır!

Arkadaşlar!
Herkes şapkasını önüne koysun ve hatta başını iki elinin arasına alıp kendi ahlakını sorgulayan kişisel özeleştirisini/nefis muhasebesini yapsın!
Herkes bir diğerini “siyasi ahlak” üzerinden sorgulayıp duruyor. Tencere dibin kara seninki benden kara misali…
Ahlak denilen mefhum sanki öyle bir şey ki, hep bir diğerini tartmak veya eleştirmek için icat edilmiş!

Şunu netlikle belirteyim:
Bir şeyden ne kadar çok bahsediliyorsa o şey o kadar azalmış demektir.
Memleketin ağzında bir ahlak çikleti; bir diğerinin yüzüne patlatıp duruyor.
Bu arada, ahlak derken de sadece cinsellikle tanımlanan ve içeriği boşaltılan ahlak kavramından bahsetmiyorum.
Allah’ın kutsal kitabımızda bahsettiği “iyi insan” olmanın temel esası olan ahlaktan bahsediyorum.

Bir imar müdürü bize kaçak kat izni verirse ahlaklı ama ötekine verirse ahlaksız,
Bir belediye başkanı kuralları bizim için esnetirse ahlaklı ama öteki için yaparsa ahlaksızın teki,
Bir orman arazisi benim için katledilirse müreccah ama öteki için olursa ahlaksızlık,
Bir kamusal imkan benim emrime amade edilirse muhteşem ama ötekine hasredilirse ahlaki çürümüşlük…
Ama arkadaşlar; böyle bir dünya yok!

Buna cevaz veren ne bir din var, de bir insani ahlak modeli var!
Kimse kızmasın ama tepeden tırnağa kılcallarımıza kadar sirayet eden bir bencillik/bir çürümüşlük/bir ahlaksızlık almış başını gidiyor ama nedense herkes/hepimiz birer ahlak bekçiliğine soyunup bir diğerimizi ahlaksızlıkla zemmederek ahlakçılık yapıyoruz.
Özeleştiri yok! Nefis muhasebesi yok! Çuvaldızı ötekine batırmadan önce iğneyi kendine batırma yok!
Sadece ve sadece bencillik ve en ahlaklı benimcilik!

Benden birisi malı götürünce normal; hem “bal tutan parmağını yalar/su akarken testini dulduracaksın/ekmeği ekmekçiye ver; yarısını da yerse helal olsun” deriz; hem de sonra kalkar “ahlak-namus kalmamış kardeşim” diye ahlakçı ağıtlar yakarız!

Fon krizi/Fon vurgunu/Fon dolandırıcılığı deyip duruyoruz.
Belki kızacaksınız ama silkeleme babında söylemek zorundayım ki, bu toplumda böyle bir fırsatı ele geçirip de “bu insani/vicdani/ahlaki değil” diyerek kendini ari ve ayrı tutacak insan sayısı maalesef o kadar az ki!
Onlarca kişiden, borsayla ilgili “abi bir tüyo yok mu” diye cümle duymuşluğu olan birisi olarak söylüyorum bunları!

Yahu muhteremler; bir hastaneye giderken/belediyeye çöp vergisi öderken/bir polislik-öğretmenlik-hakimlik-savcılık-assubaylık sınavına girerken bile hangimiz torpil aramıyor ve kaç tanemiz “hakkım neyse o olsun” diyoruz!
Hakkaniyeti gözetenler var mı?
Evet var ama ne yazık ki toplam nüfusa vurduğumuzda iki elin değil; bir elin parmakları mikyasında!
Kimsek kusura bakmasın; bu hale bugün gelmedik. Çünkü hep böyleydik ve çürümüş ahlakımız ve artan ahlakçılığımızla bile-isteye bugünlere geldik.
Siyasi ahlak kalmamış diyoruz.
Muhteremler! Siyasetin ahlakı siyasetçiden geçer. Siyasetçi ise seçilip gelir.
Ama sen, seçen olarak hem bu siyasetçileri seçeceksin hem de kalkacak ve siyasetçinin ahlakını tartışacaksın!
Olmaz, olamaz! Seçenler olarak, önce kendi ahlakımızı/ahlaksızlığımızı sorgulamak zorunda değil miyiz?

Bu memleketin en temel çelişkisini söyleyeyim:
Gelen gideni aratınca bir nevi kör ölür badem gözlü olur misali, gidenin ahlakına övgüler yağdırıyoruz.
“…ya bunların yanında geçmişteki falanca kişi veya siyasetin ahlakı sütten çıkmış ak kaşıktır” şeklinde…
Ama arkadaşlar; öncekini de biz seçtik, sonrakini de.
Böyleyken, acı ama gerçektir ki sorun seçilenden önce seçendedir!

Sonuç:
Kimse kimsenin ahlakını sorgulamadan ve kimse “toplumsal çürüme var/siyasal ahlak yok/ahlak/namus kalmamış” demeden önce eğri oturalım doğru konuşalım, şapkamızı önümüze koyalım ve kendi ahlakımızı sorgulayalım!
Yoksa gerisi sadece laf-ı güzaf!
Sadece ahlaksızlık pazarında ahlakçılık pazarlamaktan veya ahlak çığırtkanlık yapmaktan başka bir şey değildir yaptığımız!

Son söz:
Tüm bunları öncelikle kendi nefsime yazdım.
Siz de, hiç olmazsa kendi içinizde bu dediklerimi kendinize tatbik ederek sesli olmasa da, utangaçça olsa da, gizlice olsa da bir nefis muhasebesi yapın derim!..

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.