Çanakkale’de bu milletin karşısına dünyanın en güçlü ordularını çıkardılar. En modern silahlarla, en büyük donanmalarla geldiler. Ama bir şeyi hesap edemediler; imanla yoğrulmuş bir milletin iradesini… Sonunda geldikleri gibi gittiler. Tarih, o destanı altın harflerle yazdı. Çanakkale, sadece bir zafer değil, aynı zamanda bir karakter sınavıydı.

Ne var ki zaman değişti. Dün top ve tüfekle başaramadıklarını, bugün kültür, medya ve teknoloji yoluyla başarmaya çalışıyorlar. İşte yıllardır dilden dile dolaşan “Çanakkale’den giremediler ama çanak antenle girdiler” sözü de tam olarak bu tehlikeye dikkat çekiyor.

Eskiden düşman sınır kapısında beklerdi, şimdi evimizin salonunda misafir. Kapıyı kırmasına gerek yok; biz kumandaya basıp kendimiz buyur ediyoruz. Değerlerimizi aşındıran, aile yapımızı zayıflatan, gençliği kimliksizleştiren birçok unsur artık kilometrelerce öteden değil, cebimizdeki telefondan ve ekranlarımızdan hayatımıza giriyor.

Elbette teknoloji düşman değildir. Çanak anten de, televizyon da, internet de bir araçtır. Mesele o araçları kimin, hangi amaçla kullandığıdır. Bir bıçak ekmek de keser, can da yakar. Aynı şekilde ekranlar da insanı bilgilendirebilir, bilinçlendirebilir; ya da ahlaki ve kültürel yozlaşmanın aracı haline gelebilir.

Bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Çanakkale’de canlarını veren dedelerimiz, bu vatanı sadece toprak olarak mı korudular? Yoksa inançlarıyla, ahlaklarıyla, kültürleriyle birlikte mi savundular? Eğer onların koruduğu değerleri biz kendi elimizle terk ediyorsak, kazanılan zaferlerin hatırasına ne kadar sahip çıkabiliyoruz?

Çanakkale’yi geçemeyenler, bugün kalelerimizi dışarıdan değil içeriden fethetmeye çalışıyor. Bu yüzden asıl mücadele artık cephede değil; evde, okulda, sokakta ve zihinlerde veriliyor.

Unutmayalım ki bir milletin sınırları tankla değil, önce zihniyle aşılır. Çanakkale’de kazandığımız zaferi geleceğe taşımanın yolu da sadece geçmişi anmak değil, değerlerimize sahip çıkmaktır. Çünkü bazen bir ülke top mermileriyle değil, fark edilmeden değiştirilen düşüncelerle işgal edilir. Ve o işgalin sesi çoğu zaman bir savaş gemisinden değil, evimizin köşesindeki bir ekrandan gelir.