Ayağında çarık üstü ayaza çare dolak, bacağında yama tutmaz hale gelmiş külotlu pantolon, kuru ekmeğine katık çeşme başında su...
Merkep üstündeki oduna müşteri bula ki bir okka tuza, bir şişe gazyağına, iki avuç şekere can kurban.
Geçtiğimiz asırda ekseriyetle Kastamonu köylüsünün hali pür melalinin izahıdır yukarıdaki satırlar…
Yoksunluğun kol gezdiği Kastamonu köyleri/kırsalı.
Kastamonu tarihini “ağa/bey” üzerinden “yazar/oku(tu)r” müesses nizam…
Bu sayede “tozpembe” bir şehir tarihi ortaya çıkar ki; “konak/han/hamam” üzerinden böbürlenile, ekonomik kalkınma ve sosyal gelişme namına hamasetlenile, anın çelişkilerinin üzeri maziden taşınan ışıltılı yorgan ile örtüle.
Kastamonu tarihini “olduğu gibi”, güzergahını “neden-sonuç” rotasına sabitleyerek, üretim ilişkilerini “gez-göz-arpacık” tutarak “yazmak/oku(t)mak” için vakit tam da vakti merhundur…
Gerçek tarihçilik de budur.
19’uncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren zanaat ve tarımda Avrupa’nın ilerleyişini takip edememesinin faturasını Kastamonu, işletmelerinin gerilemesi ve işsizlik ile ödedi, harabiyeti kallavilendi…
Osmanlı valilerinin payitahta yazdıkları mektuplar halkın açlıktan bitap düştüğünü beyan eden satırlar ile doludur.
(Kastamonu “dokuma(cılar) memleketi idi…
Pamuk ekilmediği halde “pamuklu dokuma” yapılan memleketti Kastamonu.
Ebru Bayram’ın “Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Batı Karadeniz’de Dokumacılık (1923-1938)” başlıklı makalesinde Kastamonu’nun dokumacılık serüveni ayrıntılı olarak anlatılıyor, anlamak isteyene, halden görevlenene…
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4416497
Makaleden alıntılayarak “pamuklu dokuma” ve “Kastamonu” öyküsünü anlamaya çalışalım…
“Kastamonu’da pamuklu dokuma yapıldığına dair bilgiler mevcuttur. İnalcık’ın verdiği bilgilere göre; 15 yüzyılın sonunda Anadolu’dan Kefe’ye getirilen pamuklu kumaşlar listesinde 6.300 parça pamuk bulunmaktaydı ve bunlar Kastamonu, Bursa ve Kayseri’den Müslüman tüccarlar tarafından getirilmişti. Kastamonu’ya pamuk ham olarak gelir, burada işlenir ve ihraç edilirdi. Kastamonu, Tosya ve Küre belli bir pamuk çeşidinde ön plana çıkmıştı. Kastamonu ve Tokat’a kadar uzanan bölge 15. ve 18. yüzyılda kuzey kesimin pamuklu ihtiyacını karşılayan önemli bir bölgeydi. Şehir, kasaba ve kırsal kesimdeki halk fazla tüketilen kaba pamukluların üretiminde etkindi.”
Kastamonulu “zanaatkar/girişimci” Adana’dan pamuk hammaddesini Kastamonu’ya getiriyordu, işliyordu, “ihraç” ediyordu…
Osmanlı donanmasına yelken bezi dokuyordu Kastamonulu.
Şehirlerden köylere “dokumacılık” uzanıyordu…
“Karadere dağ köylerinde de siyah, mavi ve kırmızı boyanmış pamuklu bez imali yapılır, halk bu bezlerden kendi elbiselerini yapardı. İmal edilen bu bezler sadece iç tüketimde kullanılmaz, çevredeki ilçe ve illere de gönderilirdi.”
Günümüzde Adana’dan Kastamonu’ya pamuk getirip de dokuma haline getirecek girişimci/sanayici buluverin…
Çok ararız.
Adana’daki pamuk tarlalarında hastalık peydahlanınca…
Kastamonulu dokuma zanaatkarı Elazığ’dan pamuk getirdi, tezgahları boş bırakmadı, emeğini sürdürdü.
Gitti o zanaatkar…
Üretimci zihniyet bitti.)
(Kastamonu’nun “dokumacılık” külliyatında “ıslahhane” cüzü de ayrı bir araştırma konusu elbette…
Mekteb-i Sanayi ve devamında “Taşmektep/Sanat Okulu” güzergahında ilerleyen Kastamonu “ıslahhanesi” acep dokumacılığa ne katkı yaptı ve neden sürdürülemedi ve şube kapatıldı?
Kimsesiz çocuklara kol kanat germek ve meslek öğretmeyi hedefleyen Kastamonu ıslahhanesi “1869” yılında açıldı…
Farklı branşlarda mesleki eğitim veriliyordu, 1878´de kumaşçılık (dokumacılık) şubesine öğrenci almaya başladı, 1900’lü yılları bulamadan “dokumacılık” şubesi kapatıldı.)
(Gelelim “vala” mevzusuna…
Kumaş türü; “vala”.
Hammaddesi “siyah yün”…
El tezgahlarında dokunan kalın ve ensiz bir kumaş.
https://www.itkib.org.tr/files/downloads/Belgeler/dokumaatlasi-sergi.pdf linkinde diğer bir kumaş türü olan “tafta” ile birlikte izah ediliyor…
“Tafta ve vâlâ kaynaklarda birlikte geçmekte olup vâlâ günümüzde tam olarak bilinemediği için benzer kumaşlar olduğu tahmin edilmektedir. Osmanlı’nın parlak dönemlerinde donanmada yelken bezi olarak da kullanılmış taftaların çözgü ve atkı telleri bir kaç katlı bükülerek istenilen kalınlık sağlanmıştır. Sert dokunuşlu taftalar ayrıca kadın elbiselerinde, perde ve çadırlarda kullanılmıştır… Vâlâ; tafta kumaşıyla aynı özelliklere sahiptir. Taftadan farkı dokunduktan sonra pişirildiği yani ısıya tabii tutulduğu düşünülmektedir. Genişlikleri ve çözgü tellerinin sayısı ile taftalara benzeyen vâlâlar bugünkü birman veya krepdöşin’e benzediği tahmin edilir.”
Kastamonu köylüsü kendi dokuduğu vala kumaşı kasabadaki terziye götürüyor, ensiz ve kalın cüsseli vala dokumasını birbirine ekleyerek pantolon haline getiriyordu terzi, sonraki vakitlerde yaması da terzidendi…
Yama tutmaz hale gelene kadar ha babam.
Kastamonu Kimliği’nin bir parçasıdır “vala”…
Hikayesine sahip çıkmak kadar, varsa, kalanını da sahiplenmek ve geleceğe kök sürdürmek görevdir Kastamonuluya.)



