Tüm mesele Kastamonu’nun “ekonomik kalkınma” ve “sosyal gelişme” mecrasının hangi istikamette olacağı, aslında göz önünde olanı görmek yeterli, ancak ne hikmetse hep kulak tersten gösteriliyor…

Toplumsal özgüven sıkıntısı bu illaki.

Bir yandan da “fikri buhran”…

Bilgiden yoksun fikir sahipliğinin başa açtığı iş.

Kastamonu namına kim(ler) söz eyliyor?...

Politikacılardan başlamak üzere idareciler, meslek ve sivil toplum örgütleri, basın mensupları, ve sair.

Kanaat önderi var mı Kastamonu’da?...

Toplum lideri ya da?

Kastamonu nasıl kalkınır ve gelişir?...

Verilen cevapların çoğu çağı geçmiş zamanların demirbaşı.

Devrin gittiği istikamette mi Kastamonu?...

Ters yönde yelken açtığına dair zerre şüphe yok.

Şehirler anca(k) ve sadece yerli potansiyelin enerjiye dönmesi ile dinamizm kazanır…

Aksi “statik”.

(Kastamonu asla yerel gücünün farkına varamadan takvim yapraklarını biri biri ardına heba ediyor…

Mevsim hep “sonbahar”.

Bir türkü tutturmak lazım ki…

Kastamonu “lal”.

Kastamonu’nun gençleri nerede?...

Girişimcilik ruhu sönük.

Yatırım sermayesi mi yok Kastamonu’nun?...

Bankalar tıka basa mevduat ile dolu.

Garanti kazanç…

“Kemiksiz et”.

Kastamonu’nun hem sermaye hem de bilinç ve tecrübe olarak komşularını geçeceği aşikar iken…

En bariz olarak Çorum ve Çankırı’nın ardında kalmak da ne?

Kastamonu “küçülmeye” değil…

“Şahlanmaya” layık.

Kastamonu “okul” iken mazide…

Cahil kalması kabul edilebilir mi bugün?)

(Tüm mesele “Napolyon” kirazını sere serpe sofralarımızı istila etmesini kabullenemememden çıktı…

Yabani elma iriliğinde kiraz olur mu?

Bildiğimiz kiraz sarı renklidir…

Bilemedin kırmızıya çalar.

Pazar tezgahları olabildiğince “bordo”…

Aşılı “Napolyon”.

Bahçelerimizi ne ara istila etti emperyalist Napolyon…

Kurtlu kirazlarımız nereye gitti?

“Cephe düştü”…

Kirazda sömürge olduk.

Etli cüsseli kiraz yemeye “hayır”…

Varsın “kurt” ile cebelleşelim.

Anadolu toprağında ne bitiyorsa…

İmece ile çoğaltalım.

Yerli sarı kiraz…

Baç tacı.)

(Sene 1970’ler…

Belki de 60’lar.

“Şarabana kirazı, Şarabana kirazı, şöyle mis gibi”…

Şenpazar’dan, Azdavay’dan, Pınarbaşı’ndan katır sırtında şehri Kastamonu’ya gelen “Şarabana kirazı”.

Şarabana Kirazı (2)

Geymeneli Mıkçı Hacı Ahmet’in oğlu Balatacı Ekrem Çetin usta Serdar İzbeli’ye naklediyor “Şarabana” kirazını…

Ustası çünkü Serdar İzbeli’nin sanayi çarşısında.

Şarabana Kirazı (5)

Katır sırtında geliyor da günlerce nasıl bozulmuyor?...

Ne ilaç ne de kimyasal.

Şenpazar’ın gururu, şimşir ustası, zanaatkar/sanatkar Yüksel Erdoğan’a sordum “Şarabana” kirazını…

“Nesli güvende” dedi.

Şarabana Kirazı (3)

“Geleceğe kök sürüyor” Şarabana kirazı…

Direniyor.

Şarabana Kirazı (1)

An itibarı ile mevsimi bitti…

Nasip gelecek yıla.

“Başka ne yerli tohum kiraz var?” dedim…

“Aldeşli”, “Ak kiraz”, “Kara kiraz”.

“Şimdi tam da erik zamanı” dedi Yüksel Erdoğan…

Hele ki “Burnu kızıl”.

Bilmem mi?...

Tadı ne de var “Burnu kızıl” eriğin.

“Doyamazsın”…

“Hasret gidersin”.)

(Eriği dökülür Kastamonu’nun…

Armudu çürür.

“Sac düzeldi, hamur bitti, iş düzeldi, ömür bitti”…

Kastamonu türküsü mü?

Evvel zamanda “katır sırtı” vardı…

Bugün tren olsa kar etmez.

Kastamonu’nun yerel zenginliği yerli yerinde…

“Girişimcilik” yok oldu.

Bir “burnu kızıl” ile dünya kurtulur…

Kastamonu farkında değil.

Her “burnu kızıl” dalından düştüğünde yere…

Kastamonu “düşer”.)