“Geçmiş zaman” toprak altında kalmaz, evrak arasında kalır, evrak katmanları arasında bilgiyi kazar, görür, çıkarır “madenci”...
Gözünden dahi sakınarak toplumun idrakine sapsağlam teslim eder.
Kastamonu evrak ocağının en çalışkan madencisi “Mustafa Eski”…
“Kastamonu kültürü bir deniz ise benim çalışmaların ancak bir kova doldurur” diyecek kadar da mutedil.
Mütefekkir huyudur gerçi, ulaştığının ancak buz dağının su üstünde görünen kısmı olduğuna hükmeder baki, mütecessistir daim…
Bitmeyecek bir yolculuğun hep önündedir, sonuca meyletmez, her duvarda gizli bir kapı saklıdır.
Haleti ruhiye vechinde elbette babayani mütekamildir Mustafa Eski…
Diğer yanıyla hayat boyu “mütellim”.
“Edebiyat” ile “tarih” kompartımanlarını aynı zihni lokomotifin çektiği katar haline getirmesidir muhakkak ki Mustafa Eski’yi nev’i şahsına münhasır kılan…
Evveliyatın edebi tasviri.
Binlerce talebe yetiştirdi…
27 kitap, 44 makale/bildiri, bin 300 gazete yazısına imza koydu.
“Emekli” değil…
Daim “emekçi”.
Maden ocağında kazıyı sürdürüyor Mustafa Eski…
Alimane emeğiyle.
(Kastamonu 10 Aralık Rotary Kulübü, “iş ve meslek hayatında yüksek ahlak değerlerini teşvik ettiği, mesleğinin kıymetini topluma yansıttığı ve takdir edilmesini sağladığı” için ve “10 Aralık İlk Türk Kadın Mitinginin tarihsel önemini belgeleriyle kanıtlayarak Kastamonu’nun sesini dünyaya duyurduğundan dolayı” Mustafa Eski’yi “Meslek Hizmet Ödülü” ile taltif etti…
Anlaşılmak en büyük ödül elbette mütefekkir için.
Mustafa Eski; “hocamız” ve “öncümüz”…
Eteklerine kadar çıkabildiğimizde dahi sık nefes kalacağımız ulu dağ.
Aralık 2020’de yayımlanan “Bilim İnsanı Mustafa Eski’ye Armağan-Eğitime Adanmış Bir Ömür” kitabına kabul edilen “Kütüphane Duvarları” başlıklı yazımı hatırladım toplantıda Mustafa Eski’nin hitabını pür dikkat dinlerken…
Sohbetimiz esnasında yazımı beğeni ile okuduğunu ifade etmesi elbette bana ödül oldu.
“Kütüphane Duvarları”...
Kitaptan aktarıyorum.
“‘Faruk Nafiz Çamlıbel’ denildiğinde akla nasıl ‘Han Duvarları’ gelirse apansız, Mustafa Eski'yi layıkıyla tarif edecek iki kelime ise "kütüphane duvarları" olur olsa olsa...
Çamlıbel'in "Han Duvarları" boyunca yolculuğu 3 gün sürdü, Eski bir ömürdür "Kütüphane duvarları" hattında yürüyor.
Büyük bir şevkle...
Yaşamını kitapların sayfa aralarına sarıp sarmaladı.
Usanmadı...
Gün sektirmedi.
Kütüphanede kelime aramak, samanlıkta iğne aramaktan zordur işin ehline...
Mustafa Eski misali titiz işçiler, göz nuruyla yıkar rafları.
(Yunus misali dalar sulara harflerin peşinde...
Yunus misali pişer kelimelerin ateşinde.)
‘Mustafa Eski’...
Soy ismine mi aldandı bilinmez, ‘eski’ demeyelim de, ‘geçmiş’ zamanı ‘geleceğe’ taşımanın uslanmaz emekçisi oldu.
‘Bugün’, saatler yahut dakikalar sonra elbet bitecek, ecelli vakit ne de olsa...
O, eserlerini ‘gelecek’ zamana yazdı, uçsuz bucaksız bir ovaya saldı atlarını.
Yeryüzü durdukça...
‘Eski’den bir plak çalacak gök kubbede.
Tazeliği her dem garanti yazılar onunkiler...
Emeğin ateşinde dem bulduğu için.
Dünü yazdı..
Yarından seda buldu.
Kastamonu'yu yazdı...
Türkiye'yi okuttu.
Ayrıntıyı yazdı...
Tümevardı.
‘Olan biten’ neyse o kadarını yüklendi...
Ne bir eksik, ne bir fazla.
Kelimeleri ne eğdi, ne de büktü...
Suyun yolunu değiştirmenin peşine düşmedi.
Elbet ‘taraf’ oldu...
Bilimin ve namusun safındaydı.
Nereden bakarsanız bakın aynı fotoğraf görünüyor...
Mustafa Eski önde, her kelimesini ustalıkla üst üste koyarak inşa ettiği bilgi dağı arkada.
‘Kütüphane duvarları’ dediysem...
Mustafa Eski'nin o güleç, babacan, güvenli, sevecen bedeninin içi kütüphane.”

