Yaklaşık 550.000 Kastamonu kökenli hemşehrimizin yaşadığı İstanbul’da Kastamonu mutfağını dört dörtlük temsil eden bir lezzet durağının/sofrasının/lokantasının bulunmadığını defalarca yazdık. UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na Gastranomi dalında başvurmak için 2019 yılından beri bocalayan ilimiz için önce Türkiye’de var olmak, tanınmak gerektiğini ısrarla vurguladık.

İstanbul’daki yemek kitabı editörlerinden, dostumuz M. Sabri Koz, geçen yıl İstanbul Bakırköy’de böyle bir mekânın yakın bir dönemde açıldığını söyleyip Ankara’dan Troya P. Naili Borotav Halkbilim Ödülü’nü almak için gelecek Hayrettin İvgin’i oraya götüreceğini de belirtti. Hayrettin Bey, lokantanın dekorasyonu ve yemeklerinden çok etkilenmiş. Benimle beraber Kastamonu’ya birçok seyahati olduğundan şehrimiz mutfağını çok iyi biliyor.

Nai̇l Tan Kose (3)-4

Bu bilgiden sonra, Abdulkadir Restaurant hakkında genel ağdan bilgi topladık. Yazımızı yazmak 2026 Ramazanı’na rastladı. Oysa, lokanta İstanbul Bakırköy’de İstanbul Cad. No: 30/A’da 2 Ocak 2010 tarihinde açılmıştı. Kastamonulu Abdulkadir İmamvekilioğlu ve kızıyla açtığı lokantaya kendi adını vermek cesaretini göstermişti. Mahallî mekânların iki ad seçeneği var genellikle. Ya yöreden bir yer adı ya da ustanın, aşçının adı. Girişimcinin adı da önemli tabii.

Nai̇l Tan Kose (1)-19

Kimdir bu girişimci Kastamonulu? Genel Ağ’daki lokantanın sayfasına göre; “ Abdulkadir İmamvekilioğlu 21 Ocak 1959 tarihinde Kastamonu’da doğdu. 1985 yılında baba mesleği olan manifaturacılıkla ticaret hayatına atıldı. 25 sene Kastamonu ve İstanbul’da tekstil işiyle iştigal ettikten sonra 2010 yılında hem hobisi hem de hayranı olduğu Kastamonu ve Osmanlı mutfağını tanıtmak için, ailesinden gelen damak zevkine de güvenerek en sonunda kendi adını verdiği ABDULKADİR lokantasını kurmaya karar verdi.

Lokantayı kurmadan önce yaptığı araştırmaları bir bir uygulayan Abdülkadir İmamvekilioğlu 2 Ocak 2010 tarihinden itibaren hizmet vermeye başladı. Lokantada asırlık tekniklerle harmanlanan et döner Osmanlı mutfağının zengin çeşitleri ve Kastamonu mutfağının eşsiz lezzetleri bulunuyor. Hedefi Kastamonu mutfağını yaşatıp herkese tanıtmak, Osmanlı mutfağını unutturmamak ve gerçek et döneri Türk mutfağıyla buluşturmak.”

Abdulkadir İmamvekilioğlu, İstanbul’daki Kastamonulu nüfusu ve ne istediklerini çok iyi bildiğinden, yiyecek ve içeceklerin hammaddesini, malzemesini, aşçısını Kastamonu’dan getirmeye önem vermiş. Kastamonu’nun coğrafi işaretli ürünlerini bulundurmaya çalışmış. Her Kastamonulunun mutfakta yemek istediği pastırma, etli ekmek, biyran, Kastamonu döneri, bandırma (banduma), ekşili pilav, sarma, kel simit. Daha ne olsun? Yaş tarhana çorbası ve tirit de mevsimine göre hazırdır. Etler, gezen, otlayan Kastamonu hayvanlarının eti, olmazsa derhâl anlaşılır.

Nai̇l Tan Kose (2)-20

Abdulkadir Bey, lokantasını bir aile işletmesi olarak kurmuş. Hâlen kızı en büyük yardımcısı (2026). Lokanta Ramazan’da iftar yemekleri, sofraları da düzenliyor. Fiyatları, kalitesine göre benzerlerine göre çok ucuz. Hemşehrilerimizin alım gücü düşünülmüş. 1450 TL.

Lokantanın önemini, özelliklerini fark eden ünlü mutfak yazarlarından Vedat Milor, yıllar önce 6 Ekim 2018 tarihli Hürriyet’in Cumartesi Eki’nde (s.9) “Kastamonu’nun İstanbul Temsilcisi Abdulkadir” başlıklı uzun yazısında lokantanın özelliklerini (5 yıldız vermiş) şöyle anlatıyor (kısaltarak yaz yemeği):

“İlk olarak önümüze bol sarımsaklı bir cacık ve domatesi salatası geldi. Cacık güzeldi, domatesler normaldi. Ama arkasından öyle mükemmel bir Kastamonu pastırma tabağı geldi ki ilk lokmadan sonra ‘vay canına’ dedim. Güneşte kurutulmuş, antrikot pastırma. Yağlı, yumuşacık, incecik kesilmiş, ağızda eriyor. Önce burnunuza götürüp bir süre koklamak lazım. Sonra da çiğnemeye başlamadan önce birazcık dilinizi döndürmek. Yutmadan yavaş yemek…Sanırım kullanılan sarımsak Taşköprü. Toz değil. Bu pastırmayla artık yarı endüstrileşmiş Kayseri pastırması arasında fark büyük. Ülkemizin gerçekten gurur duyabileceği bir şarküteri ürünü. [Kastamonu, Kayseri pastırmaları coğrafi işaretli, Taşköprü sarımsağı K ve AB coğrafi işaretli ürünler.]

Ayrıca böyle bir pastırmanın yanına sıradan ekmek değeri hemen düşürür. Abdulkadir’in köy ekmeği de çok iyiydi. Arkadan, gerçekten eli lezzetli bir hanımefendinin evde bayağı emek vererek hazırlayacağı türden bir lahana sarma geldi.

Daha dolmanın zevkini çıkarırken de çok özlediğim Kastamonu etli ekmek geldi önümüze. Kıyma ve soğan dengesi çok iyi tutturulmuştu ve hamur incecikti. Gerçek Kastamonu etli ekmek ve bundan farklı Konya etli ekmek, kanımca “Kaşıkçı Elması” gibi korunması gereken millî hazineler.

İki farklı döner. Kastamonu ve İstanbul tipi. İlki daha yağlı ve kimyonlu. Olağanüstü. Birinci kim olur bilemem ama rahat ilk üçe girer İstanbul’da.

Son olarak kuzu tandır. Kuzunun kolundan da enfes bir pilav. Kuzu, kısık ateşte uzun süre pişmişti. Fiske vurur vurmaz kol ve kaburga dökülüyordu. Abdulkadir’in yeni mekânında kuzu kuyuda pişecekmiş. Denemek için sabırsızlanıyorum. [Böylece biyram yenmiş olacak.]

Ayrıca, bunun üç misli fiyatlı birçok sosyetik lokantadan daha kaliteli ve göze hitap eden tabak kullandıkları için de lokantayı kutlarım..”

Abdulkadir, İstanbul’da artık markalaşmış bir lokantadır. Henüz şubesi yok. Şubeleşme, birçok işletmenin cirosunu büyütmüş ama ününü yok etmiştir. Şubeleşme, her şubeye bir akrabanızı koyarsanız daha sağlıklı işleyebilir.

Ne yazık ki sağlığım seyahat etmemi önlüyor. Ölmeden önce İstanbul’da nihayet gerçek bir Kastamonu mutfağı sofrası kurulduğu için çok bahtiyarım. başta hemşehrimiz Sayın Abdulkadir İmamvekilioğlu olmak üzere ailenin diğer bireylerini, emeği geçenleri kutluyor, içten teşekkürlerimi, saygılarımı sunuyorum. Tabii ki Kastamonulular adına da…