Son Deresökü yangını bize bazı gerçekleri yeniden hatırlattı.

Evinin yanı sıra canı yanmış bir vatandaş gazetecilere konuşuyor ve yaşadıklarını anlatıyor. Diyor ki; “1 adet İtfaiye geldi, müdahale etti, ancak su yetişmedi. İkinci araç gelene kadar yangın yeniden büyüdü. Oysa yangın vanası olsaydı köyümüzde belki de bu kadar büyük facia yaşamayacaktık.”

Peki kent merkezlerinden uzak köylerimiz için çözüm nedir?

İnebolu’nun Deresökü köyünde yaşanan yangın, aslında uzun zamandır konuşmamız gereken önemli bir sorunu yeniden gündeme taşıdı.

Yangın çıktığında ilk refleksimiz itfaiyeyi aramak oluyor. Elbette olması gereken de bu. Ekipler hızla olay yerine ulaşıyor, canla başla mücadele ediyor. Ancak özellikle kent merkezlerine uzak köylerde başka bir gerçek karşımıza çıkıyor: Su.

İtfaiye aracı olay yerine ulaşıyor, müdahaleye başlıyor. Fakat araçtaki su belli bir süre sonra tükeniyor. Yeni aracın gelmesi, yeniden su takviyesi yapılması derken geçen her dakika yangının büyümesine neden oluyor.

Köylünün anlattığı tablo tam da bu.

“İtfaiye geliyor, çalışmasını yapıyor, suyu bitiyor. Diğer araç gelene kadar yangın yeniden büyüyor.”

Bu cümle, üzerinde ciddi şekilde düşünmemiz gereken bir tabloyu ortaya koyuyor.

Burada mesele itfaiye ekiplerinin çalışması değil. Tam tersine, ekipler ellerindeki imkanlarla görevlerini yapıyor. Asıl mesele, yangına müdahale süresini ve söndürme kapasitesini artıracak yerel altyapının bulunmaması.

YANGIN VANASI NEDEN YOK?

Kent merkezlerinde yangın hidrantları ve su altyapısı belirli bir sistem içerisinde bulunuyor. Ancak köylerimizde aynı imkanlardan söz etmek çoğu zaman mümkün değil.

Oysa özellikle ormanlık alanlara yakın, yerleşim yerlerinin birbirinden uzak olduğu ve itfaiyenin ulaşmasının zaman aldığı köylerde yangın vanaları ve yangın su depoları oluşturulması ciddi bir ihtiyaç olarak değerlendirilebilir.

Belirli noktalara kurulacak yangın vanaları, yeterli kapasitedeki su depoları veya yangın havuzları sayesinde itfaiye araçları gelene kadar ilk müdahalenin yapılması mümkün olabilir. Daha da önemlisi, itfaiye ekipleri geldiğinde suya daha hızlı ulaşarak müdahaleyi kesintisiz sürdürebilir.

Bu sistem elbette teknik olarak ilgili kurumlar tarafından incelenmeli. Köylerin nüfusu, yapılaşması, ormanlara yakınlığı, yol durumu ve su kaynakları değerlendirilerek risk haritası çıkarılmalı.

Deresökü'nde yaşanan yangın bize önemli bir mesaj verdi.

Bugün bir köyde yaşanan sorun, yarın başka bir köyün kapısını çalabilir.

Köylerimizde yangın riskini tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil. Ancak yangının büyümesini engellemek, ilk dakikalarda müdahale imkanını artırmak mümkün.

Bu nedenle ilgili kurumların kent merkezlerine uzak köyler için “Köy Yangın Güvenliği” başlığı altında kapsamlı bir çalışma başlatması gerektiğini düşünüyorum.

Her köye aynı sistemi kurmak belki mümkün olmayabilir. Ancak riskli bölgeler belirlenebilir. Yangın vanaları, su depoları, yangın havuzları ve uygun noktalarda sabit su kaynakları oluşturulabilir.

Çünkü yangında bazen dakikalar değil, saniyeler bile önemlidir.

Bir itfaiye aracının suyu bittiğinde ikinci aracın gelmesini beklemek zunda kalınan her dakika, alevlerin biraz daha büyümesi demektir.

Deresökü yangını bize bunu bir kez daha gösterdi.

Şimdi yapılması gereken, bir sonraki yangını beklemek değil.

Köylerimizin yangın altyapısını bugünden güçlendirmek.

Çünkü yangın vanası yalnızca bir vana değildir.

Belki bir evin, belki bir ahırın, belki de bir köyün kurtuluşudur.