Kastamonu’da yaşayanların artık her yıl görmeye alıştığı bir manzara var.
Havalar ısınır, yol bakım çalışmaları başlar ve ardından yollara mıcır serilir…
Bir süre sonra sürücüler için stresli bir yolculuk dönemi de başlamış olur.
Elbette yolların bakım ve onarıma ihtiyacı var. Elbette Karayolları’nın sorumluluğundaki yolların daha güvenli, daha dayanıklı ve daha kaliteli hâle getirilmesi gerekiyor. Buna kimsenin itirazı yok.
Asıl mesele, yolun nasıl yapıldığı ve bu çalışma yapılırken sürücülerin güvenliğinin ne ölçüde gözetildiği.
Çünkü mıcır serilen yollarda seyahat eden sürücülerin yaşadığı sıkıntılar artık sıradan bir şikâyet olmaktan çıkmış durumda.
Taşlar araçların altına ve tekerleklerin arasına savruluyor. Karşı yönden gelen araçların kaldırdığı mıcırlar ön camlara isabet edebiliyor. Araçların kaportalarında ve camlarında hasarlar meydana gelebiliyor. Özellikle motosiklet sürücüleri açısından ise risk çok daha ciddi boyutlara ulaşabiliyor.
Daha da önemlisi, sürücünün bir anda karşısına çıkan gevşek taşlar nedeniyle aracın kontrolünü kaybetme ihtimali bulunuyor.
Nitekim bu çalışmalar sırasında maddi hasarlı kazaların yaşandığını, araçların zarar gördüğünü ve sürücülerin ciddi sıkıntılar yaşadığını görüyoruz.
Peki bütün bunlara rağmen neden aynı uygulamayı her yıl yeniden görmek zorundayız?
Misafirim şaşırdı, ben ise düşünmeye başladım
Geçtiğimiz günlerde bir yolculuk sırasında il dışından gelen misafirim yanımdaydı.
Mıcırlı bir yola girdiğimizde dikkatini hemen çekti.
Şaşırarak, “Ben hayatımda ilk defa böyle bir yol görüyorum” dedi.
Sohbet ilerledikçe özellikle Doğu illerinde yaptığı yolculuklardan söz etti ve bu tür uygulamaların artık eskisi kadar karşısına çıkmadığını söyledi.
Ben ise o anda ister istemez düşündüm:
Biz neden hâlâ aynı yöntemle yol yapmaya devam ediyoruz?
Elbette tek bir kişinin gözleminden yola çıkarak Türkiye’nin tamamı hakkında kesin bir hüküm vermek doğru olmaz.
Ancak vatandaşın gözlemlediği tabloyu da görmezden gelmemek gerekiyor.
Kastamonu gibi geniş bir coğrafyaya sahip, çok sayıda ilçe ve köy yolunun bulunduğu bir şehirde yolların bakımının ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz.
Fakat bakım yapmak ile sürücüyü riske atmak arasında da bir denge kurulması gerekiyor.
Bu yöntemin sürücüler açısından oluşturduğu riskler yeterince dikkate alınıyor mu?
Bir yol bakım çalışması yapılırken yalnızca yolun teknik standardını değil, o yolu kullanan insanların güvenliğini de düşünmek zorundayız.
Sürücüye “Dikkatli git” demek elbette önemlidir.
Fakat bütün sorumluluğu sürücünün üzerine bırakmak da doğru değildir.
Yolun durumunu gösteren uyarı levhaları yeterli mi?
Hız sınırı ve geçici trafik düzenlemeleri etkili şekilde uygulanıyor mu?
Mıcırın savrulmasını azaltacak tedbirler alınıyor mu?
Çalışma sonrasında yolun temizliği ve güvenliği yeterince sağlanıyor mu?
Bu soruların cevabını vatandaş bilmek istiyor.
Çünkü vatandaşın beklentisi çok basit:
“Yol yapılmasın” demiyor.
Tam tersine, yol yapılsın istiyor.
Ama yol yapılırken kendi canının ve malının da korunmasını istiyor.
Bir aracın camı kırıldığında ne olacak?
Bir düşünelim…
Ailesiyle birlikte seyahat eden bir vatandaşımızın aracının ön camına yoldan savrulan bir taş isabet ediyor.
Cam kırılıyor.
Belki büyük bir kaza yaşanmıyor.
Peki ya yaşansaydı?
Ya sürücünün görüşü bir anda kaybolsaydı?
Ya araç kontrolden çıksaydı?
Ya içerisinde çocuklar bulunan bir araç kazaya karışsaydı?
İşte mesele tam da burada başlıyor.
Trafikte bazı riskler “küçük bir ihtimal” gibi görülebilir. Ancak o küçük ihtimal gerçekleştiğinde ortaya çıkabilecek sonuçlar çok ağır olabilir.
Bu nedenle yol yapım ve bakım çalışmalarında temel yaklaşımın “önce güvenlik” olması gerektiğini düşünüyorum.
“Şartlar zor” demek, daha iyi yöntemleri araştırmaktan vazgeçmek anlamına gelmemeli.
Kastamonu insanı daha güvenli yolları hak ediyor.
Kastamonu’dan geçen vatandaş daha güvenli bir seyahati hak ediyor.
Şehir dışından gelen misafirlerin, “Burada neden hâlâ böyle yol çalışmaları yapılıyor?” diye şaşırmasını istemiyorsak, bu konuyu ciddi biçimde masaya yatırmamız gerekiyor.
Yetkililere birkaç soru
Buradan Karayolları yetkililerine açıkça sormak istiyorum:
Neden her yıl aynı uygulamayla karşı karşıya kalıyoruz?
Mıcır uygulamasının sürücüler açısından oluşturduğu riskler konusunda Karayolları’nın elinde ne tür veriler bulunuyor?
Bu yöntem nedeniyle meydana gelen araç hasarları ve kazalar kayıt altına alınıyor mu?
Alternatif yol bakım ve kaplama yöntemleri değerlendiriliyor mu?
Mıcır serilen yollarda sürücü güvenliğini artırmak amacıyla hangi tedbirler uygulanıyor?
Çalışmanın ardından yol ne kadar süre içerisinde tamamen güvenli hâle getiriliyor?
Ve belki de en önemlisi:
Vatandaşın yaşadığı mağduriyetler karar alma süreçlerinde ne kadar dikkate alınıyor?
Bu soruların cevaplarını kamuoyu adına bilmek istiyoruz.
SON SÖZ;
Kastamonu’nun yollarında güvenli seyahat etmek istiyoruz.
Bunun çok büyük bir talep olduğunu düşünmüyorum.
Kimse Karayolları’ndan mucize istemiyor.
Kimse yol bakım çalışmalarına karşı değil.
Tam tersine, yollarımızın daha kaliteli ve daha dayanıklı olmasını istiyoruz.
Ama bunu yaparken araçlarımızın camlarının kırılmasını, kaportalarının zarar görmesini, sürücülerin korku içerisinde seyahat etmesini ve kazaların yaşanmasını da istemiyoruz.
Bu nedenle soruyu bir kez daha soralım:
Neden mıcır sevdasından vazgeçemiyoruz?
Belki de artık soruyu biraz daha farklı sormanın zamanı gelmiştir:
“Aynı işi daha güvenli, daha çağdaş ve vatandaşı daha az mağdur edecek şekilde yapmanın bir yolu yok mu?”
Eğer varsa, Kastamonu olarak bunu bilmek istiyoruz.
Yoksa da bunun neden mümkün olmadığını bilmek istiyoruz.
Çünkü yol bizim yolumuz.
O yollardan geçen de bizim insanımız.
Ve en önemlisi…
Yol yapılırken, yolun kendisi vatandaş için yeni bir tehlikeye dönüşmemeli.