Edebi ile yaşadığı geçici dünyadan ebedi dünyaya göç eyledi, “26 Temmuz 2007”, sözünün şaşmaz terazisini ve sazının dinmez tınısını zihnimizin başköşesine baki miras eyledi…
Cennetmekan Kastamonulu Avni Özbenli’ye rahmet ola.
“Kastamonu Kimliği” deyu deyu (s/g)özümüzü geleceğe kök sürdürdüğümüz emeğin taşıyıcı kolonlarından…
Kastamonu’nun gün yüzü, ön yüzü, sembol yüzü Avni Özbenli.
Yerleşimleri “şehir” vasfına yükselten nüfus değil, imbikten damlaya damlaya biriken kültür ile vücut bulan “nüfuz” varlığıdır, kimi zaman yanık türküdür nüfuz kimi zaman kilimdeki motif…
Kastamonu’nun nüfuz abidesidir Avni Özbenli.
Kültür varlığı ile Anadolu’dan dünyaya “bir kısrak başı” gibi uzanan adadır Kastamonu…
Toprağı da, çınarı da, denizi de (nice) Avni Özbenli’dir.
“Kastamonulu” olmak “övünçtür”…
İzdir, işarettir, yol taşıdır Avni Özbenli.
“Kastamonulu” olmak “ahde vefadır”…
“Vefa, şükran ve minnet” ile baki hatırasını daim kılmaktır Avni Özbenli’nin.
(Avni Özbenli…
“Müzisyen, öğretmen, idareci, felsefeci…”.

Emeği papatyanın yaprakları misali…
Ömrünü milletine adamış bir sanatkar/zanaatkar/kanaatkar.
3 Haziran1919’da Kastamonu’da doğdu Avni Özbenli…
Babası Benlizâde Hüseyin Rüştü Bey, annesi Emine Hanım, çocukluk yıllarını kız kardeşi Nezihe ile Kastamonu’da geçirdi.
Kastamonu’da “İsfendiyar İlkokulu” ve “Çay Mektebi İlkokulu"…
İlkokul beşinci sınıf İstanbul’da “Sultanahmet İlkokulu”.
Ardından yeniden Kastamonu…
“Kastamonu Lisesi” orta bölümü ve lisesi.
1941…
“Ankara Üniversitesi DTCF Felsefe”.
DTCF’de dönemin ünlü felsefecilerinden eğitim aldı…
“Muzaffer Şerif, Behice Boran, Pertev Naili Boratav, İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu’.
Avni Özbenli’yi “fikri” abideye çeviren tedrisat…
“Gönül gözü”.)
(Avni Özbenli’yi anlatabilmek fakirin işi değil…
Çırak dahi olamam.
Avni Özbenli’yi anlamak isteyen “Nail Tan” okusun…
Avni Özbenli’yi en kıymetli öğreten Avni Özbenli’nin öğrencisi Nail Tan.
Nail Tan’ın “Millî Folklor Enstitüsü’nün İkinci Müdürü, Halk Müziği Derleyicisi Hüseyin Avni Özbenli’nin Ardından” başlıklı makalesinden yaptığım alıntılar ile Avni Özbenli’yi doğrudan kendi cümlelerinden okuyalım…
Meraklısına https://www.millifolklordergisi.com/PdfViewer.aspx?Sayi=75&Sayfa=171
(Çocukluk yılları Avni Özbenli’nin) “O yılları İTÜ Türk Müziği Konservatuarı Öğretim Üyesi Süleyman Şenel’e 3 Mart 2000 tarihinde şöyle anlatmıştır”…
“Evimizde hiçbir müzik âleti yoktu. Hatta radyo şöyle dursun bir fonograf veya gramofon bile bulunmuyordu. Kulağıma ritim olarak algıladığım Ramazan davulunun bayram günleri aksak gümbürtüsü geliyor, bu da benim ilgimi fazlaca çekiyordu. Çok geçmeden; 4-5 yaşlarımda evdeki un eleklerini aksak ritimle çalmaya, bu hâlimden rahatsız olan aile bireylerinin; ‘Git bahçede çal!’ diye beni geniş bahçemize kovaladıklarını gün gibi hatırlıyorum.”
“Ramazan davulcusu”…
Kültürün iz düşümünde tohum olup yeniden farklı mecrada nasıl kök bulup da ulu bir ağaca döndüğünü görüyor musunuz?
Kültür doğurgandır…
Ebesi emektir.
“Kastamonu evvel zamanın müzik şehridir” inadımız boşuna değil…
Bariz kanıtı Nail Tan’ın Avni Özbenli’yi anlattığı makalesindeki “Bağlama çalmayı öğrenişini, 21 Ekim 2003 tarihinde TRT Dış Yayınlar stüdyosundaki canlı yayında ( Dilde ve Telde Anadolu Programında) Halil Atılgan, Dr. Armağan Elçi, ben ve dinleyicilere şöyle anlattı” satırlarında: “Kastamonu’da iki evli bir köyde dahi genellikle saz çalan olur. İlgimi saz çektiği için ben de saza heves ettim. Saza 1935’te başladım. İnsan gözünden öğrenirmiş. Ustalar bize saz vermezlerdi. Verseler bile düzenini, akordunu bozarlardı. Çabuk öğrenmemizi istemezlerdi. Onun için ben bağlamayı satın alır almaz çalmaya başladım. Okul müsamerelerinde görev aldım. Artık, okula dışardan bağlamacı getirmediler. Kastamonu Halkevi açılınca bu kez halkevine devam ettim. Halkevinde konserler veren, atışmalar yapan Âşık İhsan Ozanoğlu, Âşık Yorgansız Hakkı Çavuş, Âşık Mümin Meydanî ve Çavundurlu Hasan Çavuş gibi saz ve söz ustalarını dinleyerek bağlamamı ilerlettim. Özellikle, asıl mesleği ilkokul öğretmenliği olan ve kütüphanede müdürlük yapan İhsan Ozanoğlu’dan çok yararlandım.”
Altını çizelim…
“İnsan gözünden öğrenir”.
Avni Özbenli 1941 yılında Ankara Üniversitesi DTCF Felsefe Bölümü’ne başlarken bir yandan da “müzisyen” kimliğini sürdürüyordu…
“Felsefenin müziği” yahut “müziğin felsefesi” mi demeli bu “bütüncül” hale?
Nail Tan anlatmayı sürdürüyor makalesinde Süleyman Şenel’in 3 Mart 2000 tarihinde Avni Özbenli ile görüşmesini naklederek…
“1941 yılında bana Ankara Radyosu’ndan bir telefon geldi. Telefon eden Mesut Cemil Tel’di. Radyoevine kadar gelmemi rica etti. Hemen heyecanla bir koşu radyoevine gittim. Bana, ustam Sarı Recep’in hasta olduğunu, Yurttan Sesler’in yürümesi için beni tavsiye ettiğini söyledi. Ben cesaretle derhal kabul ettim ve 55 gün Yurttan Sesler Topluluğu’nda tek saz olarak çaldım. Kimse de; ‘Sarı Recep nerede?’ demedi. Sarı Recep, iyi olup radyoya dönünce Mesut Cemil Bey’den izin istedim. O sırada, odasında olan Muzaffer Sarısözen’le birlikte bana; ‘Sizi bırakmayacağız.’ dediler. Böylece dört yıl sürecek olan radyo yıllarım başladı.”)
(Nail Tan’ın makalesinin satır içlerinde Kastamonu’nun “müzik tarihi” gizli bir yandan da…
“Sarı Recep, Âşık İhsan Ozanoğlu, Âşık Yorgansız Hakkı Çavuş, Âşık Mümin Meydanî ve Çavundurlu Hasan Çavuş…”.
19’uncu yüzyıldan 20’nci yüzyıla kök süren Kastamonu “halk müziğinin serüvencileri”…
“Yerel kültür mirası.”
Bugün bu şanlı mirasın neresinde Kastamonu?...
Cevabı can yakıyor, dil varmıyor söylemeye, gönül varmıyor kabullenmeye.)