İLİ KASTAMONU

İLÇESİ MERKEZ

YERİ KÜMBET SOKAK

Kastamonu il merkezinde halk arasında Yanık Sultan, Ayağı Yanık Evliya, Yanık Veli veya kitaplarda yazılı olan ifadesi Aşıklı Sultan Türbesi diye bilinen türbe Püre Mahallesi Kümbet sokaktadır. Günümüzde burası kale kapısı olarak bilinen yerdir.

Günümüzde Kastamonu Kalesi olarak görülen yerin 1500 metre kadar kuzeyinde yer alan türbe en çok ziyaret edilen yerlerin başında gelmektedir. Kastamonu kalesi ise günümüzde görülen kısmının batısında kerpiçlik, güneyinde Vakıf deresi, ve doğusunda ise eski Kastamonu nun yer aldığı üç dar boğazın nerde ise ortasında yaklaşık 112 yükseklikte olan bir kayanın çevresi burçlar ile örülmüş ve kayanın ortasından aşağıya doğru oyularak bir merdiven yapılmış ve içinde çok sayıda tünel ve insanların yaşayabileceği alanların bulunduğu Savunma ve sığınma amaçlı tarihi bir yapıdır. Kalenin bu bölümü iç kale diye ifade edilmektedir.

Dış Kale surları ise, Eli güzel Camisi, Vakıf hamamı, Sinan Bey Camisi yanından Saylav Sokak ve Yılanlı Şifahanesi yanından geçerek Frek Şah hamamının batı kıyısından kuzeye doğru devam ediyor ve buradan Topçuoğlu Camisi yanından Hal Hal Sultan Türbesi kenarından kale kapısı denilen yere yani Yanık Sultan Türbesinin olduğu yere kadar uzanıyordu. Bu surların miladi 1740 yılında mevcut olduğu kayıtlarda mevcuttur. Bu surlar Kale kapısı denilen yerde yani bu türbenin yanından kale tarafına doğru keskin bir dönüş yaparak Araba Pazarı Hamamının yakınından Kefeli Yokuşu üzerinden Kale Hamamı kenarından tekrar kalenin batı surları ile birleşmektedir. Günümüzde bu dış surlar mevcut değildir ve Kale kapısı denilen yerdeki türbe civarında da kapı benzeri bir yapı yoktur.

Türbe ile ilgili olarak çeşitli şehir efsaneleri anlatılmaktadır. Bunlardan bir tanesi yangın ile ilgilidir ve bu yangında üçüncü ahşap sanduka içinde yatmakta olan Aşıklı Sultan ın ayaklarının aşık kemiklerine kadar yandığı bu nedenle de türbeye yanık sultan denildiği anlatılmaktadır. Aslında bu isim ile nerdeyse Anadolu da bilinmektedir.

Aslında yapılan araştırmalarda miladi 1938 yılı ile 1963 yılları arasında Kastamonu ve civarındaki tüm yapılarda yanma ve yakılma olayları vardır. Bu türbe de bu nedenle yangın geçirmiştir. Çünkü o yıllarda vakıf mülklerinin halka satışı yaygın olup bu mülklerin yerine başka yapılar yapılabilmesini hedefleyenler genellikle bu mülkleri satın almadan önce buraların değerlerinin düşürülmesi için bu yangınları tezgahladıkları bilinmektedir.

Bu türbenin bulunduğu yer de yakılmış ve bu yangından sonra buradaki bir ev ile bu evin bahçesinde bulunan bu alan da bir şahsa Vakıflarca satılmıştır.

Bu türbe de Kastamonu’daki Selçuklu tarzı yapılardandır ve Çobanoğlu beyliği döneminde yapılmıştır. Günümüzde bu türbe ve civarı tekrar vakıflarca kamulaştırılarak çevresi yeniden düzenlenmiş ve Türbe binası da restore edilmiştir.

Türbenin içinde ve alt katında beş ahşap sanduka vardır ve buradaki zatlar toprakta değil ahşap sandukaların içindedir.

Kapı girişine göre birinci sandukanın üstünde “Recüle Şüheda Sultan ruhu için el Fatiha” var iken restoreden sonra bu yazı yerinden yok olmuştur.

İkinci Sandukanın üstünde “ Mağrıblı Mehmed Ağa fetih zamanında burada şehit düşmüştür ruhu için el Fatiha Selelavat” yazılı iken bu yazı da günümüzde yerinde yoktur.

Üçüncü sandukanın üstünde “Aşıklı Dede Şeyh Sultan 1116 senesinde vefat eylemiştir. Ruhu için el Fatiha Selavat” yazılı iken bu yazı da yerinde yoktur. Bu konuda araştırma yapanlar aşıklı tekkeleri, zaviyeleri ve medreseleri ile ilgili olarak bu eğitim ve öğretim kurumlarından bahsetmekte olup Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bu kurumlardan on adedinin yerlerini tespit etmişler ve bunlardan ikisinin günümüzde Kastamonu il sınırları içinde olduğunu belirtmişlerdir. Bunlardan birisi Taşköprü Boyabat arasında Aşıklı tekke köyünde bir diğeri ise Şenpazar Cide arasında Aşağı Şarabanı denilen yerdeki Aşıklı köyündedir. Aşıklı Dede Şeyh Sultan’ ın bu kurumların hangisinin Şeyhi olduğu bilgisine ise henüz ulaşılamamıştır. Bu kurumların en önemli ortak özellikleri ise hem fetih orduları için asker yetiştirmeleri ve hem de dini bilgileri aşıktan eşiğe kadar vermiş olduklarıdır. Halen Kastamonu ve İç Anadolu da eşiğe basılmasının ayıp ve günah olduğu günümüzde de anlatılmaktadır. Bunun belki de en önemli noktası Aşığın ilmin en alt noktası eşiğin ise ilmin en üst noktasının oluşundandır. Aşık ise insanlarda insanın her türlü arazi şartlarında ayakta dik durmasını sağlayan ayak bileğindeki her yöne esneyebilen kemik parçasıdır. Bu kemik aşık kemiğidir.

Dördüncü ve beşinci sandukaların içinde de birer şehit yatmaktadır. Başka bir ifade ile burası Kastamonu Kalesinin düşmandan alınırken miladi 1116 yılında şehit düşen askerler için Çobanoğlu Beyliği zamanında bu şehitler için yapılmış bir türbedir. Bazı tarihçiler de Kastamonu’nun fethinin milattan sonra 1074 veya 1116 yılında gerçekleştiğine dair ifadeleri eserlerinde kullanmışlardır.

Bu Türbede üçüncü sanduka içindeki Aşıklı Sultan’ın sandukanın ayak kısmına yapılan i cam çerçeveden ayakları ziyaretçiler tarafından görülmekte iken özellikle kendini bilmez fotoğrafçıların flaş kullanarak aşık kemiklerine kadar siyahlaşmış ve bedeni çürümemiş bu zatın derisini ve ayaklarını flaş ışıkları bozmaya başlamış bu nedenle de bu kısım kapatılmış ve türbe giriş kapısının sol tarafına görüntü aleti konularak hem buradan bu zatın ayaklarının izlenmesi sağlanmış hem de bu türbe ile ilgili sesli kısa bir de sunum yapılmıştır.

Bu türbenin hemen kuzey doğu bitişiğinde eskiden ikinci bir eklenti yapılmış burada bir de baca yerinin olması ise bu sonradan eklenen bu taş yapının imaret ocağı olabileceği tahmin edilmiş ve son yenileme çalışmasında burası ile türbe arasındaki yer mescide çevrilmiş bu ek yapı yıkılmış ve bunun yerine bir çeşme ve güvenlik kulübesi yapılmış bahçesi yeniden düzenlenmiş ve çevresindeki taş duvarlar onarılmış ve bahçe de yeşillendirilmiştir.

Ayrıca günümüzde yine bu türbenin güvenliği için bir güvenlik elemanı da görevlendirilmiştir. Burası bir şehitliktir ve bazı şehitlerin de bedenleri çürümez. Çünkü onlar diridirler ve onları siz göremezsiniz. Bunun içinde nerden bir şehit cenazesi gelse günümüzde “Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez” diye o şehidimizin karşılanması ve tekbirlerle emanetini toprağa verirken slogan atılması bu nedenledir.

Bu türbede yatan beş şehidimizin de mekanları cennet ruhları şad olsun