Kastamonu’da üç gündür devam eden su krizi, günlük hayatı durma noktasına getirirken; yıllardır yatırım programlarında yer almasına rağmen tamamlanamayan Kırık Barajı, “Bu şehir neden hâlâ susuzlukla sınanıyor?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

Kastamonu, son üç gündür musluklarından akmayan suyla yalnızca bir altyapı arızasını değil, yıllardır biriken yapısal bir sorunu yaşıyor. Evinde çocuğu olan, dükkânını sabah erkenden açan esnaf, hayvanına su yetiştirmeye çalışan köylü için bu kriz bir istatistikten ibaret değil; doğrudan hayatın kendisi.

Merkez mahallelerde yaşayan vatandaş bidonla su taşıyor, esnaf temizlik yapamadığı için kepenk kapatmayı düşünüyor. Lokantacı, berber, fırıncı… Hepsi aynı soruyu soruyor: “Bu şehirde su neden hâlâ bu kadar kırılgan?”

3 saat 3 vakte kadar hikâyesine döndü!


Aynı arızayı birkaç yıl önce yaşamış olmamıza rağmen neden yerel yönetimler bu sorunu çözmek için mesai harcamadı, harcamıyor? 3 gün önce 3 saate gelecek diye açıklama yapıp insanları beklentiye sokmak kriz yönetmek mi sayılıyor?

Sorunun yalnızca üç günlük bir kesintiyle sınırlı olmadığı açık. Asıl mesele, Kastamonu’nun yıllardır konuştuğu ama bir türlü tamamlanamayan Kırık Barajı gerçeği. Yatırım programlarında yer alan, ödenek ayrıldığı açıklanan, her dönem “bitmek üzere” denilen bu baraj, bugün hâlâ su krizinin önüne geçememiş durumda.

Kırık Barajı, tamamlandığında Kastamonu’nun içme suyu ihtiyacına uzun yıllar çözüm sunacağı söylenen bir projeydi. Ancak gelinen noktada, barajın gecikmesi yalnızca teknik bir mesele olmaktan çıkmış, kentin geleceğini doğrudan etkileyen bir güven sorunu hâline gelmiştir. Vatandaş, haklı olarak şunu soruyor: “Bu baraj zamanında bitseydi, bugün bu susuzluğu yaşar mıydık?”

Yerel siyasetin de bu noktada sorumluluğu büyük. Açıklamalar yapıldı, toplantılar düzenlendi, raporlar hazırlandı. Ancak sahadaki gerçek değişmedi. Kastamonulu, artık nedenlerden çok sonuçlarla ilgileniyor. Çünkü su yoksa hayat yok, ticaret yok, sağlık yok.

Özellikle iklim değişikliğinin etkilerinin her geçen yıl daha fazla hissedildiği bir dönemde, Kastamonu gibi su kaynakları açısından potansiyeli olan bir şehrin bu tabloyu yaşaması düşündürücüdür. Bugün üç gün süren kesinti, yarın daha uzun süreli krizlerin habercisi olabilir. İşte bu yüzden mesele yalnızca bugünü değil, gelecekte de yaşanacak su problemlerinin çözümünü konuşmayı zorunlu kılıyor.

Köylerde tarım yapan üretici, hayvancılıkla geçinen aileler de bu belirsizlikten payını alıyor. Suya erişimin kesintiye uğradığı bir şehirde kırsal kalkınmadan, sürdürülebilir tarımdan söz etmek mümkün değil. Bu durum, Kastamonu’nun göç veren bir şehir olma riskini de derinleştiriyor.

Bu yazı bir suçlu arama yazısı değil ama açık bir çağrıdır. Kastamonu’nun su meselesi günübirlik açıklamalarla, geçici tanker çözümleriyle yönetilemez. Kırık Barajı başta olmak üzere tüm su yatırımları şeffaf bir takvimle, net bilgilerle kamuoyuna anlatılmalıdır. Vatandaş neyin, neden geciktiğini bilmek istiyor.

Çünkü bu şehirde mesele sadece akan su değil; güven, planlama ve geleceğe dair umut meselesidir. Kastamonulu, susuz kalmayı değil, çözümü konuşmak istiyor ve artık bu çözümün ertelenmeden hayata geçirilmesini bekliyor.