Adım adım 95 km...
“İstiklal Yolu” kavramı oluşup yürüyüşler başladığında, uzun yıllar uzaktan takip etmiş, o yolu yürümeye bir türlü cesaret edememiştim. Ama hep imrenmiştim de.
2018 yılından itibaren kesin olarak Kastamonu’ya dönmemle birlikte, artık bu yolu yürümekten kaçamayacağımın farkındaydım. Adım adım Kastamonu misyonu ile adını Rota 37 koyduğum bir yola çıkmıştım. Bir iddia, bir vizyon ortaya koynuştum. İstiklal Yolu’ndan uzak durmak, bu vizyon ve misyona tersti açıkçası.
Bu nedenle ilk İstiklal Yolu şahitliğim 2019 yılında oldu. Tabi yürüyerek değil. Sürece şahit olmak istedim, ancak yürümekten de korktum. Bu nedenle, bir bakıma yapacağım çekimi de bahane ederek, yürüyüşçüleri Suzi ile takip ettim.
Her ne kadar yürümesem de, yürüyüşçülere birebir şahitlik, o yıl beni oldukça cesaretlendirdi ve gelecek yıl yürümeye o süreçte karar verdim.
Ancak sonraki yıl da, malum o büyük salgından dolayı aylarca sokağa bile çıkamadık. Dolayısı ile yürüyüş gerçekleşmedi.
2021 yılında da ben ilk yürüyüşümü gerçekleştirmiş oldum.
Kastamonu’ya döndüğümden itibaren bu yürüyüşe kadar geçen süreçte her ne kadar, gerek UMKE gönüllüğü, gerek AFAD gönüllülüğü eğitimleri, Kanyon geçişleri ve KADASK faaliyetlerine katılım ile önceki hantallığımdan bir nebze sıyrılmış olsam da bu boyutta uzun yürüyüşlere çıkmamıştım. Dolayısı ile bu konuda tecrübem yoktu. Ve bu tecrübesizliğin karşılığını da daha ilk günden almış oldum.
Yukarı çaylı civarında sağ ayağımda başlayan sızı, Çuha Doruğu altında eski karakolun oraya geldiğimizde dayanılmaz bir hal almış, oradan Çuha Doruğu kamp alanına kadar dişimi sıkarak zar zor çıkabilmiştim.
Kamp alanında açıp baktığımda ayağımda gördüğüm manzara hiç de iç açıcı değildi. Yaklaşık 5 cm çapında su toplamış bir alan vardı ve dokunduğumda inanılmaz bir acı veriyordu.
Bir çözüm bulabilecekleri umuduyla Umke’den sağlıkçı arkadaşlara gösterdiğimde ise aldığım cevap, patlamadığı sürece bir işlem yapmalarının sakıncalı olacağı, bu nedenle kendiliğinden patlamasını beklemem gerektiği oldu.
Peki ben bu ayakla yarın nasıl yürüyecektim? Durum fena idi ama, açıkçası vazgeçmeye de hiç niyetim yoktu. Bu yol öyle ya da böyle tamamlanacaktı.
Arkadaşlardan ağrı kesici merhem aldım. Merhem gece acımı hafifletip bir nebze olsa uyumamı sağladı. Ertesi gün, gazlı bezi iyice merhemleyerek su toplayan alanı sardım. Ve bu şekilde yola koyuldum. Yol boyu aşırı rahatsız etmeyen bir ağrı ile kamp yerine, Ecevit Hanı’na ulaştım.
Su toplayan büyük alan patlamıştı ama parmaklarımın uçlarında birkaç tane mini su toplamaları da onun yerini almıştı. Ayak berbat durumda idi. O yürüyüşü oldukça zor tamamlamıştım.
Ancak 4.gün yürüyüş sonunda her şeye rağmen başarmış olmanın verdiği mutluluk ve hazzı kelimelerle anlatmam imkansız.
O gün kendime bir söz verdim. Sağlığım elverdiği sürece ve önemli bir engel olmadıkça bu yürüyüşe her yıl devam edeceğim.
Birinci yürüyüşün tecrübesiyle geçen yılki, yani ikinci yürüyüşüm çok daha rahat geçti. O yürüyüşte de birçok tecrübe edindim. Ve tabi bu arada ben yürümenin gücünü keşfettim...
Evet dostlar. Kısmetse yarın yeni bir İstiklal Yolu Yürüyüşüne başlayacağız. 9 - 12 haziran tarihlerinde 19 -20 - 27 ve 29 km yürüyerek dört günde toplam 95 km yol alacağız.
Bu yürüyüşle; bundan tam bir asır önce verdiğimiz var kalma mücadelesinde, çocuk, kadın ve yaşlı halleriyle nenelerimizin ve dedelerimizin yaşadıklarını bir nebze olsun anlamaya çalışacak ve hatıralarını yadedeceğiz.
Elbette bu yürüyüşte bizim karşılaşacağımız zorluklar, çileler, ağrı sızılar onlarınkinin yanında çok ama çok önemsiz kalır.
Onlar yaklaşık üç yıl boyunca, karda tipide dondurucu soğukta, ağustos sıcağında, yağmurda selde, üstte başta doğru dürüst bir kıyafetleri bile olmadan, ayaklarındaki kötü çarıklarla defalarca yürüdüler bu yolu.
Biz ise devletimizin her türlü imkanı seferber ettiği bir organizasyon içinde, ekmek elden su gölden hesabı, ayağımızda sağlam botlar, üzerimizde şartlara uygun modern kıyafetler ile bir bakıma konfor içinde yürümekteyiz.
Ancak tabi ki uzun zaman bu yürüyüşe cesaret edemeyişimi düşündüğümde, bu kadar imkan içerisinde bile bu yolu göze almanın ne kadar kıymetli olduğunun farkındayım.
Yürümeliyiz, yürümek zorundayız. Çünkü o günleri başka türlü anlayamayız. Anlayamadığımızda da o emek ve hatırları unutur değersizleştiririz.
Bu sene bu yolu üçüncü kez yürüyeceğim kısmetse. Tabi parça parça bazı bölümleri gerek keşif, gerek gurup yürüyüşleri gerekse haritalandırma çalışması için birçok kez yürüdüm. Ancak bütünleşik olarak yürümek çok daha başka bir duygu.
Atalarımızın hatırına, geçmişi unutmamak ve unutturmamak adına bu yolu yürümeli ve yürütmeliyiz. Bu yürüyüşü senede bir yapılan organizasyonun öetsine taşıyıp, dört mevsim, 12 ay, her hava koşulunda yürünebilecek ortamı sağlamalıyız.
Bu konuda İstiklal Yolu’nun Milli Park ilan edilmesi sebebi ile Milli Parklar Müdürlüğümüzün, yolun yeniden tabelalandırılması ve bilgi panolarıyla anlamlı hale getirilmesi konusunda bir çalışması var. İlerleyen süreçte mola ve kamp için korunaklı alanların da oluşturulacağı bu proje ile biz bu yolu yürümeleri için doğa severleri, yürüyüş kulüplerini davet edebilir, bu sayede hem tarihimizi anlatma fırsatı bulur hem de ciddi sayılabilecek bir turizm hareketi oluşturabiliriz.
Halk olarak bize çok iş düşüyor. Biz sürekli sorumluluklarımızı kurumlara yükleyerek tembelliğimize kılıf bulmaya çalışan bir toplumuz. Aklımızı yormaya, çevremizde olup bitene kafa yormaya, fikir üretmeye ihtiyacımız var. Çevresindeki şartları ve imkanları en iyi içinde yaşayan bilir, bilmeli. Toplumsal bir akıl ile çevremiz için, toplumumuz için, geleceğimiz için iyi olanı biz düşünecek ve talep edeceğiz...

Gelecek yazıda görüşmek dileği ile hoşçakalın. İnşallah bu yürüyüşü, kayıt altına alacak ve youtube kanalımdan vlog şeklinde yayınlayacağım. Böylece Rota37 videoları yeniden başlamış olacak. Kanala abone olur ve takip ederseniz mutlu olurum.
www.youtube.com/rota37
