Merhaba dostlar.

2023 Kurban Bayramımızı geride bıraktık ve bayramla birlikte gerçek anlamda yaz mevsimine geldiğimizi de anca anlayabildik. Gerek havaların ani ısınması, gerekse bayramın getirdiği yoğun kalabalık memlekete kısa süreli de olsa bir hareket, bir enerji getirdi. Birkaç günlüğüne de olsa esnafımızın yüzü güldü.

Ancak kiminle konuşsam, bu bayram hareketliliğini buruk bir tebessümle anlatıyor. Tebessümün ardı endişeli düşüncelere yol gösteriyor. Bayram, yazın başlangıcıyla birlikte bitti. Memleketimize gelenler çok büyük oranda gurbetteki Kastamonulular. Onlar da tatil programlarını hem yazın başı olması hem de uzun tatil süresi nedeniyle çoğunlukla bayramda tamamladılar. Peki yazın geri kalan kısmı, coğrafyamızda neredeyse uyku modunda geçen uzun kış sezonunu karşılayacak bir getiri sağlayabilecek mi?...

Geldik bu noktada yine Turizme...

Bayramda akın akın gelen insanların çok büyük çoğunluğu gurbetteki hemşehrilerimiz. Geldiler, marketlerde alışverişlerini yaptılar ve çoğunlukla köylerine, evlerine çekilerek eş dost ve akrabalarıyla bayramlarını geçirdiler ve sonunda yaşadıkları şehirlere, işlerinin başına geri döndüler. Yanlış anlaşılmasın. Bu ifadelerle onlara herhangi bir eleştiride bulunmuyorum. Bunu ben de yaptım yıllarca. Burada sorun onlarda değil, burada yaşayan bizlerde. Neden? Birazdan anlatmaya çalışacağım efendim, dilim döndüğünce.

Evet geldiler, marketlerde alışverişlerini yaptılar, bu sayede bir miktar para bıraktılar! Kime? Kimi global, kimi ulusal marketler zincirlerine. Para nerede?

Ha şunu diyebilirsiniz; kardeşim eskiden bırakılan para yerliye gidiyordu da ne oluyordu? Toplumsal kazanım elde edebileceğimiz şekilde bu paralar yatırıma dönüştürülebiliyor muydu? Haklısınız, elbette değil. Öyle olsaydı bu gün bu sorunları konuşuyor olmazdık. Öyle olsaydı bu marketler de zaten yağmur görmüş mantar gibi oradan buradan bitip duramazdı.

Yani sonuç olarak aralarında memleket adına, toplumsal gelişim adına pek bir fark yok. Bu marketlerde çalışarak askeri geçimlerini temin eden insanımız eskiden de bir şekilde bakkalda manavda toptancıda çalışıp temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlardı. O zaman yerli tüccarın biriktirdiği sermaye yatırım olarak çoğunlukla dışarıya gidiyordu. Çok azı gerçekten işini büyütmeyi ve başka alanlarda yaşadıkları bölgeye yatırım yapmayı düşünebilmişti. Bu gün ise sermaye, bırakın memlekette kalmayı zaten ülkede bile kalmıyor. Düşünün, tükettiğimiz ürünlerin yüzde kaçı yerli sermaye üretimi...

Bizim millet olarak ticaretimiz tamamen komisyonculuk üzerinden yürür hale geldi. Alıyoruz satıyoruz, alıyoruz satıyoruz. Üretime katkımız ülke olarak da diplerde, şehir, kasaba, köy olarak da...

Tabi çözüm üretmedikçe sorunları konuşup durmamızın kimseye bir faydası yok. Boş beleş baş ağrısından başka.

Hani bazı konularda hep bir tartışma vardır; tüme varım mı, tümden gelim mi? Yani sorunları merkezden yerele mi çözebiliriz yoksa yerelden merkeze mi? Bana göre bu sorunun cevabı; ikiside doğru etkileşimde olması gerektiği yönünde. Yani ikisi de önemli, Tek taraflı sorunları çözmeniz mümkün değil.  Şu an merkezde işlerin yolunda gittiğini benim söyleyebilmem mümkün değil, bilmiyorum siz ne dersiniz? E yerelde de işler yolunda gitmiyor...

Şimdi efendim bizim yapmamız gereken şey nedir? Halk olarak tüm gün sorunları konuşup çözümsüzlük içinde boğulmak mı, yoksa elimizden, aklımızdan ne geliyorsa çabalamak, denemek, üretmek, üretmeye çalışmak mı? 

Lafla peynir gemisi yürümez demiş eskiler. Eylemsiz konuşmalarla sorunlar çözülmez. Evet sorunlarımızı konuşmalıyız, ancak amacımız dedikodu değil sorun çözmek olmalı. En azından sorunları çözmeyi denemeliyiz.

Geziyorum ve sürekli insanlarla konuşuyorum. Herkes şilkayetçi. Herkes dertli. Sorunların bini  bir para. Efendim yalnız tüm şikayetler hep üçüncü şahıslar üzerinden. Önce kendimizi eleştirmeden, eleştirebilemeden çözüme ulaşmamız imkansız.

Ne demiş atalar; iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına...

Valilik yapmıyor, belediye çalışmıyor...

Olabilir... Peki sen çalışıyor musun, sen yapıyor musun? Sen yapman gerekeni yaptın da mı başkalarının sorumluluklarını sorguluyorsun?

Dostlar, içinde yaşadığımız şehri imar edecek olanlar bizleriz. Halk... Halk kendi değerlerinin farkında olup kendi sorunları üzerine kafa yormadıkça, çözüm üretmedikçe, birlik olup çevresini, toplumunu geliştirmeye çalışmadıkça ne mikro, dolayısıyla ne de makro gelişim mümkün değildir.

Buraya kadar lafı uzattım farkındayım. Ama derdimi anlatabilmem ancak bunları ifade etmeye çalışmama bağlı.

Kastamonumuzun, memleketimizin güzelliklerini koruyarak bu şehri en hızlı ve en kolay şekilde geliştirebilmemiz, akılcı turizm uygulamalarımıza bağlı. Bunu da içinde yaşayanlar olarak ancak biz sağlayabiliriz.

Şu an, turizm konusunda bilinçli, istekli, doğayı, çevreyi ve Kastamonu’yu seven bir valimiz var. Sn. Valimiz Avni Çakır Bey’in başkanlığında KASTAB, Kastamonu Turizm Alt Yapı Birliği Kuruldu. Birlik müdürümüz Sn. Tuncay Sönmezışık sürekli proje üretiyor, çalışıyor. Yine gerek Kültür Müdürlüğümüz, Gençlik Spor Müdürlüğümüz, Milli Parklarımız, Üniversitemiz, STK’larımız güzel çalışmalar yapıyorlar.

Sorun yok mu? Var. Hem de yüzlerce... Ama biraz önce dediğim gibi. Ben ancak kendi üzerime düşen sorumluluğu hakkıyla yerine getirebildiğim zaman başkasının sorumluluklarını sorgulama hakkına sahip olabilirim.

Bu şehirde yaşayanlar olarak bizler tembelliği, bencilliği, akılsızlığı, boşvermişliği bir kenara koyup Heyamola ile, yani hep birlikte çalışmadıkça maalesef gelecekten umudumuz OLAMAYACAK...

Tam olarak şu an “e iyide ben ne yapabilirim” dediğini duyar gibiyim.

Kişiden kişiye yapılabilecekler değişiklik gösterir elbette. Ne yapabileceğini yine en iyi sen bilirsin. Dilersen temel anlamda rehber olabilecek birşey söyleyebilirim.

Hani sohbetlerimizde, konuşmalarımızda anlatıyoruz ya şöyle olmalı, böyle olmalı, şöyle yapılmalı böyle yapılmalı diye. Aslında bu konuşmalarda çoğunlukla ifade ettiğimiz şeyler, reelde de arzu ettiklerimiz ve doğru olan , olması gereken şeyler.

İşte o konuştukların içinde en basit olanlardan başlayarak bu gün kendin birşeyler yapmayı dene. Ne bileyim, bu gün yere çöp atma mesela. Yerdeki bir çöpü kaldır. Çok çöp varsa al komşulardan birkaç kişiyi daha, çevreni temizle. İşleri iyi olan komşuna haset duyma, dua et. Kötü olana yardım et. Mahallene fayda sağlayacak işleri, sırf sen azıcık rahatsız olacaksın diye engellemeye çalışma mesela. Tam tersine kolaylaştırmak için çalış.

Bu çok basit birşey aslında değil mi? Yapılamayacak şeyler değil. İnan bunu yapabildiğimiz gün, kurtulduğumuz gün olacaktır.

Evet dostlar. Coğrafyamız için akılcı iktisadi gelişimin yolu Turizmde. Bilinçli, planlı, öngürülü turizm modellerinde, ürünlerinde. Zaten hepimiz farkındayız, inanılmaz değerlerimiz ve fırsatlarımız var. Görüyoruz, anlatıyoruz. Gelip görenler de bunu açık açık ifade ediyor. Bu tüm toplumca bilinen açık bir gerçek.

Yaşadığımız sorun, bunları işlevsel kılıp değerlendirebilmekte. İşte bu sorunun çözümü de biraz önce dediğim, yerdeki çöpü kaldırabilmekte. Yani çevremize ve toplumuza karşı duyarsızlıktan ve bencillikten kurtulabilmekte...

Selam ve dua ile...

Hoşçakalın.

ILICA

DSC08730

DSC00057-1

DOĞANLAR-KALESİ-5

OKÇULAR-ŞELALESİ_7

KASTABBB -3.00_00_26_23.Still008