Yıl 1960.
Hazan mevsiminin ikinci ayı son günlerini dökmekte sararmış yaprakların rüzgarla dansı eşliğinde.
Bir Alman müsteşrikten aldığı İslam Alimleri sevdası yolunda İstanbul Üniversitesi bünyesindeki enstitüye giderken, gazete satan çocukların;
‘Yazıyor, yazıyor 147 profesörün üniversiteden atıldığını yazıyor!’ bağırışına kayıtsız kalamadı. Bir gazete aldı ve okumaya başladı. Üniversiteden atılan 147 akademisyen arasında kendi ismini de görünce afalladı! Birkaç dakika olduğu yerde dondu kaldı. Ardından adımlarını Süleymaniye Kütüphanesine yöneltti. Kitap okumaya başladı. Enstitüdeki öğrencileri ve asistanları da 147’likler listesini görmüşlerdi. Sabırsızlıkla ve merakla hocalarını bekliyorlardı. Gelmeyince telaşlanıp İstanbul’ u kazan kendilerini kepçe yaptılar. Nihayetinde Süleymaniye Kütüphanesinde bulduklarında hepsi de derin bir “oh” çekti.
Aynı gün Resmi Gazete’de de yer alan 147’ likler listesine girmesinin sebebi ise; Şarkiyatın düşmanı, Batı’ nın gönüllü kölesi ve hayranı bir akademisyenin kendisine duyduğu kıskançlık, hased ve kinden ibaretti. Milli birlik Komitesi içinde bulunan bir subayın akrabası olan eşi vasıtasıyla yapılan jurnalle ismi 147’likler listesine girmişti. Aslında listenin neredeyse tamamı bu tarz jurnaller ve kıskançlıkların ürünüydü.
Süleymaniye Kütüphanesinde üç mektup yazdı. Amerika’ daki Yale Üniversitesi ile Berkeley Üniversitesi ve Almanya’daki Frankfurt Üniversitesine.
‘Bugünden itibaren ben üniversitesinden atılmış bir insanım, yanınızda çalışmak isterim, benim için bir yer var mıdır?’ dedi.
Üç üniversiteden de olumlu cevap geldi. Frankfurt Üniversitesi’ ne gitmeye karar verdi.
Türkiye’ den ayrılmadan önceki son gecesinde Galata Köprüsü’ ne gitti. Karaköy’ e yakın bir tarafından, yüzü Anadolu yakasına çevrili, yarım saat kadar parmaklıklara dayalı olarak derin derin düşündü. Uzun uzun İstanbul’ u seyretti. Gözyaşları eşliğinde Galata Köprüsü’ nden evine doğru yol aldı.
Binbir emekle kurduğu enstitüsü, tıkır tıkır işleyen sistemi, enstitüdeki asistanları, öğrencileri… Ve geleceğe dönük hayalleri… Her şeyi geride bırakıp yeni bir hayata adım atmak zorunda kaldı.
Bir valizle çıktı yola. Valizde biraz giysi ve birkaç önemli yazmanın fişleri vardı; 20-25 bin civarı… Onları aldı, çekti gitti. Fakat içinde tuhaf, çocukça bir korku vardı. Hâlbuki hiçbir suçu yoktu. Meçhul bir dünyaya, hayata gidiyordu. Nasıl olacaktı, bilmiyordu.
Frankfurt Üniversitesi Şarkiyat Enstitüsü’nün müdürü 6 aylığına Kahire’ye etüde gidecekmiş, altı ay orada ders okutması için alelacele onun yerini verdiler. Ama kendisine ‘Altı aylığına geleceksiniz.’ dememişlerdi. Deselerdi o zaman Almanya’ya mı gideyim yoksa Amerika’ya mı diye düşünürdü. İyi ki de söylememişler.
Kendisine davetiyeyi gönderen zat, Profesör Hartner çok faziletli bir adamdı, gerçek bir dosttu. Marburg şehrindeki üniversitenin Hititler Bölümünde Şarkiyyat Kürsüsünde ders vermesini sağladı.
Ve Türkiye’ den ayrılmak zorunda kalışının üstünden 5 yıl geçmeden Almanya’ da Bilim Tarihi Profesörü oldu.
BİRİNCİ BÖLÜM SONU
DEVAMI VAR