Mi̇safi̇r Köşe

Selma KOÇOĞLU ZEYDAN

(1941 – 2024)

Kastamonu’nun köklü ailelerinden Koçoğgildendi Selma… Hali vakti yerinde olan ailesinin zor günleri ahşap konaklarının yangınıyla başladı. Maddi zorlukları aşmak için Cumhuriyet kadının en güzel temsili olan gencecik Selma çalışmaya başladı PTT’ de memur olarak… Zeki ve çalışkandı. Düz bir memuriyetle yetinmedi. Hem çalıştı hem de İstanbul Hukuk Fakültesinde okudu. Yaşadığı sıkıntılar içinde imkansızlıklar onun için yok hükmündeydi. İçinde bulunduğu şartlar içinde üstüne üstlük bir de avukat değil hakim olmak istiyordu. Bin bir emekle gönlünün muradına erip hakim olarak göreve başladı Selma... Cumhuriyet ve vatan sevdasıyla ilk görev yeri Bitlis’ e tayin oldu. Okuyanlar şimdiye kadar söylenenleri olağan görmesin. Günümüzde ulaşım, barınma ve iletişim çok iyi olmasına rağmen kız çocuklarımızı üniversiteye ya da çalışmaya gönderirken iki gözümüz iki çeşme… O zamanlar nasıl bir idealizm varsa hazır evini, işini bırakmış, şimdinin değimiyle konfor alanının dışına çıkmış Selma Koçoğlu…

Cumhuriyet ve Kastamonu aşığı Selma görev için gittiği Bitlis’te hemşehrisi Seydioğlu ailesini bulur. İlimizin tanınan diş hekimlerinden Bahadır Seydioğlu’ nun zor doğumunda annesi Halide hocamızın en yakın destekçisi olur. Kardeşini bekleyen Neslihan’a göz kulak olur. Bahadır sağlıkla dünyaya gelir. Halide hocamız Selma’nın yuva kurmasını çok ister.  Hakim arkadaşları, Selma’yı edebiyat öğretmeni Bitlisli Cemal ile tanıştırırlar. Büyük Zeydan aşiretinin ağalığı reddeden bir babanın oğludur Cemal. Kibarlığı, beyefendiliği ve değerleriyle Selma’nın gönlüne girmeye hak kazanır. İkisinin de gençlikleri hayat mücadelesiyle geçtiğinden tanıştıklarında otuzlu yaşların sonlarındalardır. 1983’ te mutlu yuvaları güzel bir kız çocuğuyla şenlenecektir. Tayin oldukları Muğla Yatağan’ da biricik kızlarının değimiyle ‘menopoza beş kala’ Pınar doğmuştur. O zamanlarda herkes torununu kucağına alırken hayat meşgalesinden yavrusunu kucağına almıştır Selma.

Kastamonu aşığı Selma Bitlis, Muğla Yatağan, Tekirdağ Muratlı, Bilecik Osmaneli ve Ordu’ da görev yaptıktan sonra emekli olup memleketine dönmüştür. Eşini de hanımköylü yapmıştır. Kastamonu sevdalısı olmasını laf ola diye söylemiyorum. Kastamonu’yu, Kastamonuluyu ondan dinlemeliydiniz. Gurbette, hele ki hakimlik gibi insan ahlakının mercek altına alındığı bir meslekte, hemşerilerine olan sevgisi ve özlemi daha da artmıştır. Memleketinin insanını, kültürünü güzel özelliklerini vurgulayarak övmelere doyamazdı. Ona göre Kastamonulu olmak merhametli, mert, dürüst, yardımsever, namuslu olmak demekti. Ömrünün son gününe kadar her sabah yerel gazeteleri baştan sona okur ilimizle ilgili havadisleri yakından takip ederdi. Kastamonu ile ilgili dergi ve kitapları muhakkak alır, okur ve hediye ederdi.

Ömrünün keyifli güzel günleri Selma’nın hastalığıyla zora girmişti. Kendisine gırtlak kanseri teşhisi konulmuştu. Almanya’daki akrabalarının yanına gitmişti tedavi için. Ameliyatla dil kökünün büyük kısmı alınmak zorunda kalınmış ve sonrasında ışın tedavisi görmüştü. Bu durum Selma’nın yutmasını ve konuşmasını olumsuz etkilemişti. En önemlisi de yutmasını zorlaştırmıştı. Çünkü yutkunurken yediği, içtiği hatta tükrüğünün bir kısmını aspire ediyor yani akciğerine kaçırıyordu. Bu nedenle uzun öksürüklerden muzdaripti. Bu durum onun sık sık pnömoni yani zatüreden hastanede yatmasına neden olmaya başlamıştı. Öyle böyle idare ederken zamanla ilerleyen hastalığı artık onun mideden peg denilen bir medikal uygulama ile beslenmesini gerektirmişti.

Bu cumhuriyet kadını, aslında olması gereken gibi yaşanabildiğini bizlere göstererek, her zaman çevresinde şaşkınlık ve hayranlık uyandırmıştı. Devletin ve insanların haklarına öylesine titizlikle dikkat ederdi ki bir kuruş vergisini eksik ödemez ya da bundan kaçınmazdı. Herkese de bu konuda ikazlarda bulunurdu. Hastalığı dolayısıyla devletin ödediği bir takım ilaç ve medikal ürünleri devlete çok yük oluyorum diye cebinden öderdi. Memleket sevdasından da öte Allah’a sevgisi ve imanı da bizlerce görünürdü. Allah rızası için malının zekatını da hesaplar, fazlasıyla verirdi. Okuttuğu öğrenci, yardım ettiği ihtiyaç sahibi sayısı belli değildi. Bunu da öyle büyük bir servetle değil devletin verdiği maaş ve aileden kalan birkaç mülkün cüzi kirasıyla yapardı. Yemedi yedirdi, giymedi giydirdi sözü en çok Selma teyzeye yaraşır. Çünkü o bir insanın arınabildiği kadar nefsinden arınmıştı. İhtiyacından ötesinde gözü yoktu. Belki kendisi de zorluklardan geldiğinden zorda olana yardım etmekle mutlu olurdu. Büyük, küçük herkesin hatırını sayardı. Kimsenin düğününü, bayramını, hastalığını, doğumunu, cenazesini atlamaz ya kendi gider ya kızını gönderirdi. Onu yakından tanıyanlar belki bana kızacaktır ona dair bazı güzellikleri söylemeyi unuttuğum için…

Onun en büyük eserlerinden biri de kızı Pınar’dır. Çalışkanlığı, dürüstlüğü anası ve babasına yarışır derecededir. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliğinden mezun olan Pınar Ankara Üniversitesi Kastamonu Meslek Yüksekokulu’nda ücretli öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlar ve başarısıyla öylesine göze girer ki hemen okutman olarak işe alınır. Akıcı İngilizce konuşmasıyla tanınır ve resmi kurumlarca tercümanlığına sıkça başvurulur. Anne ve babasının devlet terbiyesinden geçen Pınar mesainin bir dakikasını boş geçirmediği gibi eve iş götürür. Onun bu çalışkanlığını bilenler Pınar’ ı Kastamonu Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokuluna müdür yardımcısı olarak görevlendirirler. Ancak annesinin artan rahatsızlığı onun işinden istifa etme kararı almasına neden olur. Onu çok seven iş arkadaşları, amirleri ne kadar kararından caydırmaya çalışsalar, ona kolaylık sağlayacaklarını söyleseler de vazgeçiremezler. Annesine kendi bakacaktır. Pınar annesi gibi yufka yüreklidir. Kimseler bilmez Pınar Sevgi Evindeki öksüz ve yetimlere ablalık yaptığını, derslerine yardımcı olduğunu… O da annesi gibi mutluluğu mutlu etmekte bulan bir ruha sahiptir. Ömrünün en güzel yıllarını annesinin bakımına vakfeden Pınar, her anne kız gibi arada çatışmalar yaşasalar da dilinden ‘annem iyi bakılmayı hak ediyor’ sözünü düşürmez. Gerçekten de bu vatanperver, hayırsever, hatırşinas, imanlı Selma teyzemiz ömrü boyunca da öldükten sonra da saygıyı, sevgiyi hak etmiştir. Biz de onu anarak hatırasını sürdürmeyi diliyoruz. Bilgi ve becerileriyle bir değer olan kardeşimiz Pınar’ın da annesinin yasını tuttuktan sonra kaldığı yerden yine bizlere umut ve ışık olmaya devam etmesini bekliyoruz.