Kastamonu’ya geliş programı kapsamında esnaf ziyaretleri de gerçekleştiren Arıkan, Grand Moni De Luxe Altın Salonu’nda Türkiye genelinde de yapılan Ramazan “Adalet Sofraları” kapsamında düzenlenen iftar programına katıldı.
Düzenlenen iftar programı Eski Sanayi Cami İmam Hatibi Süleyman Aşkın tarafından okunan Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. İftar duasını da İmam Hatibi Süleyman Aşkın yaptı.
İftar programına Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Kastamonu Saadet Partisi İl Başkanı Kadir Yalçın ve Yönetimi, bazı Siyasi Parti Başkan ve Yöneticileri, STK Başkan ve Yöneticileri, Muhtarlar, Meslek Odaları Başkan ve Yöneticileri, İl dışından gelen Parti Başkan ve Yöneticileri ile davetliler, Saadet Partisi Üyeleri ile çok sayıda davetli katıldı.

İftarda açılış konuşması yapan Kastamonu Saadet Partisi İl Başkanı Kadir Yalçın, “Sayın Genel Başkanım, Siyasi Partilerimizin Kıymetli İl Başkanları ve Temsilcileri, Sivil Toplum Kuruluşlarımızın ve Meslek Odalarımızın Değerli Başkanları, Kıymetli Muhtarlarımız, Basınımızın Güzide Mensupları, Emniyet Teşkilatımızın Değerli Üyeleri; Sevgili Hemşehrilerim, Kıymetli Dava Arkadaşlarım, Hanımefendiler, Beyefendiler; Hepinizi en kalbi duygularımla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyor. Ramazan-ı Şerif’in bereketi, mağfireti ve huzuru hepimizin üzerine olsun.
Şehrimize, soframıza, gönül hanemize hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Bugün Kastamonu’da kurduğumuz bu sofra, sadece bir iftar sofrası değildir. Bu sofra; farklı fikirlerin, farklı dünya görüşlerinin ama ortak bir vatan ve millet sevdasının harmanlandığı *"Adalet Sofrası"*dır. Bizler Saadet Partisi Kastamonu İl Başkanlığı olarak; kutuplaşmanın değil kucaklaşmanın, kavganın değil barışın, adaletsizliğin değil hakkaniyetin tarafındayız. Şu an bu salonda gördüğümüz bu muazzam tablo, aslında tüm Türkiye’nin özlediği o kardeşlik tablosudur.
Biliyoruz ki adalet, mülkün temelidir. Ancak ne yazık ki bugün adaleti sadece yüksek binaların duvarlarında bir ibare olarak görüyoruz. Bizim muradımız şudur ki: Adalet mutfaktaki tencerede başlasın, sokakta güvenle hissedilsin, mahkemede ise amasız fakatsız tecelli etsin. Emeklinin, işçinin, gencin ve her bir mazlumun hakkının titizlikle korunduğu bir Türkiye, ancak bugün burada sergilediğimiz bu birliktelik ruhuyla mümkündür.
Bizler burada huzur içinde iftarımızı yaparken, maalesef dünya coğrafyası yangın yeri. Gönlümüzün bir yarısı Gazze’de, bir yarısı Doğu Türkistan’da, bir yarısı ise sivil yerleşim yerlerinin hedef alındığı, uluslararası hukukun hiçe sayıldığı topraklardadır.
Özellikle son günlerde Amerika’nın İran’a yönelik gerçekleştirdiği saldırıları, bölge barışını dinamitleyen ve masumların canına kasteden birer hukuksuzluk örneği olarak görüyor ve buradan, Kastamonu’dan şiddetle kınıyoruz. Bizler, sınır komşularımızda ve gönül coğrafyamızda kan ve gözyaşı değil; huzur, barış ve egemenlik haklarına saygı istiyoruz. Zalimin kim olduğuna bakmadan karşısında durmayı, mazlumun kimliğine bakmadan yanında saf tutmayı bir insanlık borcu biliyoruz.
İçinde bulunduğumuz bu hafta, aynı zamanda fikirleriyle ufkumuzu açan, ömrünü "Önce Ahlak ve Maneviyat" düsturuna adamış, ağır sanayi hamleleriyle memleket sevdasını ispatlamış olan merhum Başbakanımız Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızı anma haftasıdır.
Erbakan Hocamızın bizlere bıraktığı en büyük miras, sadece bir siyasi hareket değil;’' "Yeniden Büyük Türkiye" ve "Yeni Bir Dünya" idealidir. O, her zaman adaleti sadece kendisi için değil, tüm insanlık için isteyen bir davanın neferiydi. Bu vesileyle kendisini rahmetle, minnetle ve özlemle yad ediyorum. Onun nezaketini ve devlet adamlığı ciddiyetini rehber edinmeye gayret ediyoruz.
Bu muazzam organizasyonda emeği geçen tüm teşkilat mensuplarımıza, özellikle İstanbul’daki Kastamonulu Milli Görüşçü kardeşlerimize, davetimize icabet ederek soframızı şereflendiren Genel Başkanıma, il başkanlarımıza ve siz değerli hemşehrilerime en kalbi şükranlarımı sunuyorum.
Rabbim birliğimizi ve beraberliğimizi daim eylesin. Bizleri sağlıkla, afiyetle ve huzurla Ramazan Bayramı’na da ulaştırsın. Geceniz hayırlı, iftarınız mübarek olsun. Allah’a emanet olunuz” dedi.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Mahmut Arıkan’da yaptığı konuşmasında, “ Ramazan ayı “Adalet Sofraları” iftar programımıza katılan tüm herkese en kalbi duygularımla, hürmet ve muhabbetle selamlıyorum. Ramazan hayırlara vesile olsun. Bu güzel iftar programı için Kastamonu İl Başkanlığımıza teşekkür ediyorum.
Sözlerime başlarken Fatmanur Çelik öğretmenimizi anmak isterim. Öğretmenimize Allah'tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve tüm eğitim camiasına başsağlığı; yaralı öğretmen ve öğrencimize ise şifa diliyorum. Utanarak ve derin bir üzüntü duyarak kurduğum bu cümleler Türkiye'nin geldiği nokta açısından endişe vericidir.
Çok açıktır; Kalem tutması gerekenlerin bıçak, Çıraklık eğitimi alıp üretimde olması gerekenlerin silah tuttuğu bir ülkenin geleceği olamaz. Hep söylüyoruz yine söyleyelim; Gelin iktidarıyla, muhalefetiyle; Siyasi partisiyle, sivil toplum kuruluşuyla okulları, hastaneleri, sokakları şiddetten, uyuşturucudan ve her türlü kötülükten arındıralım. Gelin hep birlikte önce “Ahlâk, Önce Maneviyat” diyelim.
Tarihimizin en badireli “günlerini” yaşıyoruz. İran’da saldırılarda hayatını kaybedenler Allah'tan rahmet diliyorum. Saldırıları kınıyor, lanetliyorum. “Barış getireceğiz diyenler” Ramazan-bayram demeden çoluk-çocuk demeden katlettiler
Dünya’da; farklı inançlara mensup toplumlar bile Ramazan’a ruhuna saygı duyar. Ramazan, insanlığın ortak değerlerine hitap eder. Ancak insanlıktan nasibini almamış Epsteincı, kan emici, vahşi odaklar içinİnsanî değerlerin hiçbir anlamı yoktur.
Çaremiz yine “Ramazan’ın” anlamında! “Ramda” Rabbimizden niyazımız, Bu ramazan vesilesiyle; Başımızdaki belaları, musibetleri def eylesin. Bizlerin kalplerini ferahlatsın.
2001’de Irak’la başlatılan, Suriye’de derinleştirilen, Gazze Soykırımıyla pervasızca zirveye taşınan o karanlık plan, yeni bir safhada
Venezuela petrolü İran’a saldırılarının ekonomik garantisi, İran’a yönelik saldırıdan sadece bir gün önce Pakistan-Afganistan gerginliği tekrar kaşındı. İran müzakerelerde daha yapıcı İran her şartı kabul etse bile saldırılar başlayacaktı. Çünkü Asıl hedef BÜYÜK İSRAİL’İ kurmak! Hedef asla rejim değildir, Hedef asla İran’da yaşayan insanların refahı ve huzuru değildir.
Amerika Hangi ülkeyi vaat ettiği “demokrasiyle” buluşturabilmiş? Yakın tarih göstermiştir ki; Amerika’nın, Bombalarıyla demokrasi gelmiyor! Kuruluyla barış gelmiyor. Ticaretiyle refah gelmiyor.
Bugün sorulması gereken başka şeyler vardır: Nasıl oluyor da; tüm füzeler Müslümanların yaşadığı şehirlere düşüyor? Nasıl oluyor da; isyanların, ağıtların tamamı Arapça ve Farsça oluyor? Nasıl oluyor da; Ramazan ayında Müslümanları vuran füzeler; Müslümanların şehirlerinden havalanıyor? İşte esas sorulması gerekenler bunlardır!
Arz-ı Mevud haritasının kapsadığı ülkeler olarak ortak bir cephe İsrail’le baş başa kalacaktır. Parçalı tepkiler, İsrail’i durdurmuyor. İncirlik ve kürecik üzerindeki uyarımız iç politika malzemesi değil tüm Müslümanların selameti Bölgede yaşayan tüm Müslümanların selameti için bunu söylüyoruz. Büyük Ortadoğu Projesi orada durmaktadır! Büyük İsrail hedefi orada durmaktadır! “Sırada Türkiye mi” var tartışmaları…
Bazı hadsizler, gördükleri hayalleri ifşa ediyorlar. Diyorlar ki; Ankara 2036’da, Tahran 2026’daki gibi olacak mı? Biz de diyoruz ki; Siz önce tarihe bakın. Bakınız sizin dedeleriniz 100 yıl önce böyle bir hayal gördü; Şimdi gemileri Çanakkale’nin serin sularında yatıyor. Değil 2036, 3036’da bile bu hayal gerçekleşemeyecektir! Herkes aklını başına alsın.
Bu coğrafyada hesap yapan çok oldu. Ama bu milletin, bu ümmetin iradesini hesaba katmayan herkes tarihin çöplüğünde yerini aldı.
Buradan bir kez daha sesleniyoruz, bölge ülkelerini birlik olmaya ve cesur adımlar atmaya davet ediyorum. Kürecik ve İncirlik üslerini kapatılmalı. Eylem kapasitesi olan yeni bir bloklaşma Bölgesel bir savaşa dönmemeli. Bunun olmaması için Türkiye başta olmak üzere tüm ülkeler gerekli tedbirler için bir araya gelmelidir.
Böyle bir süreçte; Türkiye’ye Hem iç cephede hem de bölgede ciddi görevler, önemli sorumluluklar düşüyor. Öncelikle; tüm yetkilileri daha dikkatli ve daha sorumlu açıklamalar yapmaya davet ediyorum. Bugün bölgemizde yaşanan tabloda; tehdit edenin de tehdit edilenin de vuranın da vurulanın da kim olduğu aslında herkes tarafından gayet iyi bilinmektedir. Ancak buna rağmen, Türkiye’den sarf edilen “ev ödevini yapmadan böyle bir mücadeleye girilmez” şeklindeki değerlendirmelerin meselenin bazı temel gerçeklerini göz ardı ettiği kanaatindeyim. Bakınız her şeyden önce, saldırgan ile savunan arasındaki farkı doğru koymak gerekir.
Ortada İran’ın başlattığı bir saldırı değil; ABD ve İsrail’in hem de müzakereler devam ederken başlattıkları saldırılar vardır. Bu tabloyu tersinden okumak, gerilimin kaynağını perdelemek anlamına gelir. Bölgemizdeki gerilimi sağlıklı analiz edebilmek için önce tehdit eden ile tehdit edilen arasındaki ayrımı net bir şekilde ortaya koymak gerekir. Bu sürecin en büyük tehlikelerinden biri de Türkiye ile İran’ın karşı karşıya getirilmek istenmesidir.
Bu coğrafyanın ihtiyacı yeni cepheler değil, daha fazla akıl, daha fazla sağduyu ve daha fazla iş birliğidir. Herkes bu tuzağa karşı uyanık olmalı ve ona uygun davranmalıdır.
Türkiye, yaşanan gelişmelerin yalnızca askeri değil, küresel ve insani sonuçlarını da doğru okumak zorunda. Savaşın daha ilk gününde, Ursula von der Leyen ile Sn. Cumhurbaşkanı arasında gerçekleşen telefon görüşmesini ve sonrasında Avrupa’da yapılan tartışmaları dikkatle takip ettik. Ortaya çıkan tablo şunu gösteriyor: Avrupa’nın asıl telaşı savaşın kendisi değil, bu savaşın doğurabileceği yeni bir göç dalgasıdır. Özellikle İran’dan başlayabilecek olası bir göç hareketine karşı Türkiye’nin “hazırlıklı olması” gerektiği yönünde mesajlar veriliyor. Onların önceliği insan hayatı değil: “Aman ha yeni bir göç dalgası gelmesin, düzenimiz bozulmasın”
Siz; İsrail’e her türlü desteği vereceksiniz, Bu bölgedeki her kirli planın yanında saf tutacaksınız, Katliamlara karşı başınızı kuma gömecek, dilinizden düşürmediğiniz insan haklarını görmezden geleceksiniz… Ama iş Avrupa’ya yönelen göç ihtimaline gelince, kapınızı çalıp Türkiye’den medet umacaksınız.
Bakınız; Amerika ve Batının bölgemize müdahaleleri sonucunda Irak ve Suriye’de yaklaşık 20 milyon insan göç etmek, mülteci olmak zorunda kalmıştır! Bu ikiyüzlü anlayışa sesleniyorum: Bölgenize göç istemiyor musunuz?
O halde; Bölgeyi ateşe atan politikaların arkasında durmayacaksınız. Emperyalist ve Siyonist saldırılara destek vermeyeceksiniz. İspanya’nın gösterdiği cesareti hepiniz göstereceksiniz. Amerika Birleşik Devletleri’ne üslerinizi kapatacaksınız. O zaman ne savaş büyür ne de göç dalgası olur.
Malumunuz, savaşın ilk etkilerinden biri enerji piyasalarında görülüyor. Hürmüz boğazındaki krizin doğrudan sonucu olarak akaryakıt fiyatları da arttı. Bugünlerde motorine yaklaşık 12 TL civarında bir zam beklentisi konuşuluyor. Elbette savaş sadece cephede yaşanan bir mesele değildir. Ekonomileri de derinden sarsar. Bunun farkındayız. Ancak tam da böyle dönemlerde görev, yöneticilere düşüyor.
Bilindiği üzere Türkiye, akaryakıtta dünyanın en yüksek vergi oranlarına sahip ülkelerinden biridir. Buradan yine açık bir çağrıda bulunuyoruz: İktidar akaryakıt üzerindeki yüksek vergi yükünden feragat etsin! Savaşın oluşturduğu maliyetin doğrudan vatandaşın cebine yansımasını engellesin! Aksi halde küresel bir krizin faturası Türkiye’de doğrudan millete kesilmiş olacak.
Başarılı, adil bir yönetim, krizi yönetir, vatandaşının korur ve ekonomik yükü adil bir şekilde paylaşır. İş bizlere de düşüyor. İnancımız bizlere bölgemizde yaşananlar tüm bu adaletsizlikler artan gözyaşı ve feryat karşısında sadece üzülmeyi değil, sorumluluk almayı da emrediyor. Tüm bu yaşananlar, Bizim ne kadar çok çalışmamız gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Bugünlerde; neni ve adil bir dünyanın niçin kurulması zorunluluğunu bunun niçin asli görev olduğunu niçin bu yolda bütün gücümüzle çalışmamız zorunluluğunu bir kez daha iyi anlıyoruz. Şimdi, Her zamankinden daha fazla çalışmalıyız.
Bu sofrada sizlerle olmaktan dolayı mutluluğumu paylaşmak isterim. Bu güzel buluşmaya organize eden Kastamonu İl Başkanımız Kadir Yalçın ve il yönetimine; şükranlarımı sunuyorum. Tekraren bu nazik davete icabet eden siz konuklara teşekkür ediyorum. Rabbim Ramazanımızı İslam alemi için mübarek kılsın. Allah’a emanet olunuz” dedi.





