Türk siyaseti, tarihin en hararetli dönemlerinden birinden geçiyor. Eskilerin deyimiyle “kazan her geçen gün daha sert kaynıyor.” Ancak bu harareti son günlerde zirveye taşıyan şey, Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Mahmut Arıkan’ın siyasi literatüre geçecek o çarpıcı iddiası oldu: “Cumhurbaşkanımız hazır, tüm kesim onu kucaklayacak; ancak hapse atılmasın diye şu anda açıklamıyoruz.” Bu sözler, sadece bir adaylık stratejisi değil, aynı zamanda ülkenin demokratik iklimine dair ağır bir röntgen filmidir.
Yargı Vesayeti ve “Mağduriyet” Denklemi
Arıkan’ın bu çıkışı, Türkiye’deki siyaset-hukuk ilişkisinin geldiği noktayı özetleyen acı bir itiraftır. Bir siyasi partinin, en güçlü kozunu “yargısal bir operasyon” endişesiyle gizlemek zorunda hissetmesi, hukukun üstünlüğüne duyulan güvenin ne denli zedelendiğini gösterir. Siyasetin normal yollarla değil, “yargı sopasıyla” dizayn edildiği inancı, bu açıklamayla birlikte bir kez daha tescillenmiştir.
Ancak burada bir ironi mevcuttur: Siyaset, cesaret ve iddia işidir. “Adayımızı korumak için gizliyoruz” söylemi, seçmende “Kendi adayını koruyamayan bir irade, yarın milletin hakkını nasıl koruyacak?” sorusunu doğurma riski taşır. Mağduriyet, Türk siyasetinde her zaman güçlü bir silahtır; fakat bu silahın etkili olması için mağdurun “görünür” ve “sahada” olması gerekir.
Toplumsal Beklenti: Hayalet Bir Kurtarıcı mı, Somut Bir İrade mi?
Metnin en can alıcı noktası, “tüm kesimleri kucaklayacak aday” vurgusudur. Toplum; kutuplaşmadan, ekonomik darboğazdan ve sürekli gerginlikten yorulmuş durumda. Herkesin “evet” diyebileceği bir figür arayışı, sosyolojik bir ihtiyaçtır. Fakat bu figürün bir “hayalet” gibi sunulması, umudu diri tutmak yerine belirsizliği körükleyebilir.
Türk seçmeni tarihsel olarak şeffaf, meydanlarda olan ve rüzgara karşı yürüyen liderleri benimsemiştir. Gizem ve beklenti yönetimi, kısa vadede gündemi domine etmek için başarılı bir ajitasyon yöntemi olsa da; uzun vadede “kapalı kapılar ardında siyaset” algısı yaratarak şeffaflık bekleyen modern seçmeni uzaklaştırabilir.
Sonuç: Siyasetin Cesaret Sınavı
Mahmut Arıkan’ın hamlesi siyasi bir deha örneği mi, yoksa bir çaresizlik beyanı mı? Eğer bu çıkış, karşı hamleleri boşa çıkarmak için yapılmış dâhice bir “zaman kazanma” manevrasıysa, aday açıklandığında yer yerinden oynayabilir. Ancak dağ fare doğurursa, bu gizem oyunu siyasi bir “balon” olarak tarihe geçecektir.
Netice itibarıyla; bir ismi hapis korkusuyla saklamak zorunda kalmak demokrasimiz adına bir dramdır. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey sadece “hapse atılmayacak bir isim” değil, hapse atılma tehdidine rağmen sarsılmayacak bir sistem ve bu iradeyi gösterecek cesur bir duruştur. Kazan kaynıyor kardeşim; ancak o kazanın kapağını açacak olan şey “gizli özneler” değil, milletin huzuruna açık alınla çıkacak somut bir iradedir. Selam ve dua ile” dedi.




