3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında Kastamonu İl Sağlık Müdürü Dr. Fevzi Yavuzyılmaz, kamuoyunun merak ettiği soruları TV366 mikrofonlarına yanıtladı. Organ bağışının önemine dikkat çeken Yavuzyılmaz, Türkiye'de nakil bekleyen hastaların durumunu, bağışın nasıl yapılabileceğini ve toplumda bu konuda oluşan soru işaretlerini anlattı.
Organ bağışının yalnızca bir sağlık uygulaması olmadığını, aynı zamanda bir insanın yaşamını sürdürebilmesine ve hayat kalitesini yeniden kazanmasına imkan sağladığını belirten Yavuzyılmaz, vatandaşlara bağış konusunda duyarlı olma çağrısında bulundu.
Türkiye'de yaklaşık 30 bin kişi organ nakli bekliyor
Türkiye'de yaklaşık 30 bin kişinin organ nakli için beklediğini açıklayan Yavuzyılmaz, bu kişilerin yaklaşık 600'ünün çocuk olduğunu söyledi. Bekleyen hastaların büyük bölümünün böbrek nakline ihtiyaç duyduğunu belirten Yavuzyılmaz, yaklaşık 25 bin kişinin böbrek nakli sırasında bulunduğunu ifade etti.
Yavuzyılmaz, konuyla ilgili şu bilgileri paylaştı:
"Türkiye'de yaklaşık 30 bin kadar organ nakli bekleyen vatandaşımız var. Bunların yaklaşık 600 kadarı çocuk. Bu 30 bin kişinin yaklaşık 25 bini böbrek nakli bekliyor. Bunun yanında kalp nakli bekleyenlerimiz var, karaciğer nakli bekleyenlerimiz var, kornea nakli bekleyenlerimiz var. Yine vücudunun kaybettiği uzuvlar için organ nakli bekleyen vatandaşlarımız bulunuyor."
Organ naklinin hastaların yaşamını sürdürmesi açısından hayati önem taşıdığını vurgulayan Yavuzyılmaz, böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize girmek zorunda kalan hastaların günlük yaşamlarının ciddi şekilde kısıtlandığını anlattı.
Diyaliz tedavisinin hastaların sosyal hayatını da etkilediğini belirten Yavuzyılmaz, "Haftada 2 gün ya da 3 gün, bazen daha fazla, 4-5 saatini diyaliz makinesine bağlı olarak geçirmek zorunda kalıyorlar. Bu durum insanın sosyal yaşamını, hayatını ve bütün süreçlerini etkiliyor. Eğer bu kişinin görevini yapamayan organı bir organ bağışçısının bağışladığı organla değiştirilirse eski, normal hayatına dönüş sağlayabilir. Bu hem yaşam kalitesini artırır hem de yaşamını sürdürmesine olanak sağlar" dedi.
Her gün 13 kişi organ yetmezliği nedeniyle hayatını kaybediyor
Organ nakli bekleyen hastaların yaşadığı zorluklara dikkat çeken Yavuzyılmaz, Türkiye'de her gün ortalama 13 kişinin organ yetmezliği nedeniyle yaşamını kaybettiğini söyledi.
Bu sayının organ bağışının önemini ortaya koyduğunu belirten Yavuzyılmaz, "Maalesef her gün yapılan çalışmalarda 13 kişi organ beklerken organ yetmezliğinden hayatını kaybediyor. 13 kişi her gün. Bu, yaklaşık iki saatte bir kişi demek. O yüzden bunları göz önüne almak lazım" ifadelerini kullandı.
Organ bağışı nasıl yapılır?
Organ bağışında bulunmak isteyen vatandaşların başvurabileceği yöntemleri de anlatan Yavuzyılmaz, 18 yaşından büyük ve akıl sağlığı yerinde olan herkesin organ bağışında bulunabileceğini belirtti.
Herhangi bir hastalığa sahip olmanın veya ilaç kullanmanın organ bağışında bulunmaya engel olmadığını ifade eden Yavuzyılmaz, bağış sonrasında hangi organların kullanılabileceğinin ihtiyaç ortaya çıktığında yapılacak tıbbi değerlendirmeyle belirlendiğini söyledi.
Yavuzyılmaz, "Organ bağışında bulunmak için herhangi bir hastalığının olmaması, herhangi bir sağlık sorununun bulunmaması ya da ilaç kullanmaması gibi şartlar yok. 18 yaşından büyük olan ve akıl sağlığı yerinde olan herkes organ bağışında bulunabilir. Biz organları alırken o organın performansına, kişinin sağlık probleminin o organı etkileyip etkilemediğine bakıyoruz. Buna yönelik olarak organ nakline karar veriyoruz" diye konuştu.
Bağış işleminin hastanelerde, özel hastanelerde, aile sağlığı merkezlerinde ve il ile ilçe sağlık müdürlüklerinde yapılabildiğini belirten Yavuzyılmaz, vatandaşların artık elektronik ortamdan da bağışta bulunabildiğini ifade etti.
2025 yılında çıkarılan düzenlemeyle E-Devlet ve E-Nabız üzerinden organ bağışı yapılabildiğini anlatan Yavuzyılmaz, sürecin oldukça kolay olduğunu söyledi:
"E-Devlet şifremizi alıp telefonumuzdan E-Devlet'e girerek oradan E-Nabız'a girdiğimizde organ bağışı dediğimizde karşımıza bizi yönlendiren bir sayfa çıkıyor. Çok basit bir yöntemle oradan ister organlarımızın tamamını ister belirli bir kısmını bağışlayabiliyoruz. Kornea, böbrek, karaciğer ya da vücudumun kullanılabilecek bütün organlarını bağışlıyorum diyebiliyoruz. Kişi kendi E-Devlet şifresiyle girdiği için bu bağışı elektronik olarak da yapabiliyor."
Organ bağışından vazgeçmek mümkün mü?
Vatandaşların organ bağışı konusunda taşıdığı endişelerden birinin de verdikleri karardan daha sonra dönemeyeceklerini düşünmeleri olduğunu belirten Yavuzyılmaz, bağış kararının istenildiği zaman değiştirilebileceğini veya iptal edilebileceğini söyledi.
Yavuzyılmaz, "İnsanlar organ bağışında istedikleri zaman bağış yapabildikleri gibi istedikleri zaman da bağışlarını geri çekebilir, vazgeçebilirler. Bugün organ bağışına karar verdim, yarın başka bir sebeple bağışımın bir kısmından ya da tamamından vazgeçmek istiyorum diyebilirim. Aynı yolla vazgeçebilirim. Dolayısıyla bu konuda bir endişe yaşanmasını istemiyoruz" dedi.
Bağışçının kendi beyanının esas olduğunu vurgulayan Yavuzyılmaz, kişinin organ bağışı yönünde herhangi bir beyanının bulunmaması durumunda beyin ölümü gerçekleştiğinde birinci derece yakınlarının kararına başvurulduğunu belirtti.
Beyin ölümü ile koma aynı şey değil
Organ bağışı konusunda toplumda en çok merak edilen konulardan birinin beyin ölümü, koma ve bitkisel hayat arasındaki fark olduğunu söyleyen Yavuzyılmaz, bu üç durumun birbirinden tamamen farklı olduğunu vurguladı.
Beyin ölümünün en az iki uzman hekimin ortak kararıyla belirlendiğini ifade eden Yavuzyılmaz, tanı sürecinde nöroloji veya beyin cerrahisi uzmanı ile anestezi veya yoğun bakım uzmanının görev aldığını anlattı.
Yavuzyılmaz, beyin ölümü ile ilgili şu açıklamayı yaptı:
"Beyin ölümünde beyindeki bir sürü test yapıyoruz ve bunun kararını en az iki hekimin ortak kararıyla veriyoruz. Bu hekimlerin biri nöroloji ya da beyin cerrahisi uzmanı olmak zorunda, diğeri de anestezi veya yoğun bakım uzmanı olmak zorunda. Biri var, biri yok derse yine olmaz. Burada yapılan testlerde beyin ölümünde beyinde hiçbir elektriksel aktivite olmaz ve hiçbir kan akımı olmaz. Beyin ölümünden geriye dönüş tıbben mümkün değildir."
Koma ve bitkisel hayattaki hastaların durumunun farklı olduğunu belirten Yavuzyılmaz, bu hastalarda beyindeki elektriksel aktivitenin ve kan dolaşımının devam ettiğini söyledi.
"Bitkisel hayatta veya komada olan kişilerin yapılan testlerinde beyindeki elektriksel aktiviteler görülür, beyindeki kanlanmalar görülür. Evet, beyin hastayı kumanda etmiyor olabilir ama hastanın elektriksel aktivitesi ve kanlanması vardır. Bitkisel hayatla beyin ölümü arasındaki en büyük fark elektriksel aktivitenin ve kanlanmanın olup olmaması noktasıdır" ifadelerini kullandı.
Beyin ölümü gerçekleşen kişinin tıbben hayatını kaybetmiş olduğunu vurgulayan Yavuzyılmaz, organ naklinin gerçekleştirilebilmesi için bir süre organların fonksiyonlarının makine desteğiyle korunmaya çalışıldığını belirtti.
Organ bağışının dini açıdan sakıncası var mı?
Organ bağışı konusunda vatandaşların çekincelerinden birinin de dini boyut olduğunu ifade eden Yavuzyılmaz, Diyanet İşleri Yüksek Kurulunun bu konuda verdiği fetvalara dikkat çekti.
Daha önce görev yaptığı bir ilçede hazırlanan sağlık dergisi için din görevlisi olan ağabeyinden organ naklinin dini yönünü anlatan bir yazı istediğini belirten Yavuzyılmaz, yazının başlığının kendisinde iz bıraktığını söyledi.
Yavuzyılmaz, "Başlığı benim için çok çarpıcı olmuştu. 'Organ nakli, Cenab-ı Allah'ın bize bahşettiği bedenin sadakasıdır' demişti. Gerçekten bin belayı def etmek için sadaka veriyoruz. Fakire, fukaraya, garibana, düşmüşe, hastaya, yaşlıya. Peki vücudumuzun sadakası yok mu?" sözleriyle organ bağışının önemine değindi.
Diyanet İşleri Yüksek Kurulunun fetvalarında beyin ölümü gerçekleşmiş bir kişiden alınan organın başka bir hastaya nakledilmesinin caiz olduğunun belirtildiğini aktaran Yavuzyılmaz, Maide Suresi'ndeki bir insanın hayatını kurtarmanın önemine ilişkin ayeti de hatırlattı.
Yavuzyılmaz, "Toprağa koyacağımız bir organın, yaratılmışların en şereflisi olan insana nakledilip onun bir derdine derman olması ancak Allah katında sevabı olabilecek bir iştir. Vatandaşlarımızın bu noktada rahat olmalarını istiyoruz. Biz burada insanların büyük bir hayra ve sevaba gireceğini düşünüyoruz" dedi.
Bir bağışçı 5 ila 10 kişiye umut olabilir
Beyin ölümü gerçekleşen bir kişinin bağışlanan organlarının birden fazla hastaya nakledilebileceğini belirten Yavuzyılmaz, kaç kişinin bu bağıştan yararlanabileceğinin bağışlanan organlara ve organların nakle uygunluğuna bağlı olduğunu söyledi.
Yavuzyılmaz, "İki böbrek birer tane farklı hastaya kullanılabilir. Karaciğer en az iki hastaya kullanılabilir. Kalp bir hastaya, kornealar iki farklı hastaya nakledilebilir. Beden uzuvları da başka hastalara kullanılabilir. Yani belki bir vefat 5 kişiye, 10 kişiye can olabilir. O günkü şartlar ve bağışçının durumu burada belirleyici" ifadelerini kullandı.
Organlar ihtiyaç ve doku uyumuna göre dağıtılıyor
Organ nakli bekleyen hastalar arasında sıralamanın nasıl yapıldığına da açıklık getiren Yavuzyılmaz, Sağlık Bakanlığının sisteminde din, dil, cinsiyet, ırk veya ekonomik durumun herhangi bir öncelik sağlamadığını belirtti.
Organ tahsisinde ilk kriterin hastanın aciliyeti olduğunu ifade eden Yavuzyılmaz, ikinci kriterin ise organ bekleyen hastanın birinci derece yakınlarından birinin daha önce organ bağışında bulunmuş olması olduğunu söyledi.
Yavuzyılmaz, "Organ bağışında ve organ sıralamasında din, dil, cinsiyet, ırk, maddi durum, zenginlik, fakirliğin hiçbir önceliği yok. Birinci öncelik aciliyet. İkinci öncelik, organ bekleyen hastaların birinci derece yakınlarından daha önce organ bağışı yapılmış olması. Onun haricinde aciliyet durumu ve sağlık durumunun dışında hiçbir şekilde 'Beni öne alın, beni arkaya gönderin' gibi bir şey mümkün değil" dedi.
Organların doku uyumu ve aciliyet durumuna göre uygun hastalara ulaştırıldığını belirten Yavuzyılmaz, Kastamonu'da da bu yıl bir beyin ölümü vakasının ardından organ bağışı gerçekleştirildiğini açıkladı.
Söz konusu olayda ailenin organ bağışına onay verdiğini ve nakil organizasyonunun yapıldığını aktaran Yavuzyılmaz, "Ankara'dan bir ekibimiz hemen geldi. Kalbini uçakla başka bir yere gönderdik, böbreklerini Ankara'ya gönderdik, karaciğeri de başka bir yere gitti. Üç dört kişiye o hastamız umut oldu" ifadelerini kullandı.
"Yarın biz de organ bekleyen bir birey olabiliriz"
Organ bağışının öneminin daha iyi anlaşılabilmesi için vatandaşlara empati çağrısında bulunan İl Sağlık Müdürü Dr. Fevzi Yavuzyılmaz, özellikle görme engelli ve diyaliz hastalarının günlük yaşamda karşılaştıkları zorlukların düşünülmesini istedi.
İnsanların gözlerini kapatarak evlerinin içinde dolaşmalarını öneren Yavuzyılmaz, birkaç dakikalık bu deneyimin bile görme kaybı yaşayan kişilerin hayatını anlamaya yardımcı olabileceğini belirtti. Kornea nakliyle bir insanın yeniden görebilmesinin mümkün olabileceğine dikkat çekti.
Diyaliz hastalarının su tüketiminden günlük programlarına kadar pek çok konuda kısıtlamalar yaşadığını anlatan Yavuzyılmaz, organ bağışının yalnızca hastaya değil, ailesine ve sosyal çevresine de umut olabileceğini ifade etti.
Vatandaşlara seslenen Yavuzyılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:
"Bugün biz sağlıklıyız, 18 yaşından büyüğüz ve akıl sağlığımız yerinde. Organ bağışında bulunabilecek durumdayız. Ama yarın organ bağışı bekleyen birisi olmayacağımızın garantisi yok. Biz de onlardan biri olabiliriz. O yüzden insanları buna teşvik edelim. Bedenimizin sadakası mantığıyla hareket edelim. Bedenimizin, artık bizim ihtiyacımız olmadığı noktada bir başkasına umut olmasına yardımcı olalım."
Yavuzyılmaz, Türk toplumunun yardımseverliğine dikkat çekerek organ bağışı konusunda farkındalığın artırılmasını istedi. Basının bu konuda önemli bir görev üstlendiğini de belirten Yavuzyılmaz, organ bağışının daha geniş kitlelere duyurulmasına katkı sağlayan basın mensuplarına teşekkür etti.




