Bu haftanın konuğu da, “Şeyh Şaban-ı Veli Yolunun Afrika Serüveni” konusu ile Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, tasavvuf Anabilim Dali Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Özköse oldu.
Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli Külliyesi Bayraklı Konak’ta düzenlenen programa Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Tasavvuf Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Özköse, Kastamonu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Nadir Özdemir, önceki dönem Belediye Başkanı Tahsin Babaş, Türkiye Kamu Çalışanları Vakfı (TÜRKAV) Kastamonu Şube Başkanı Kamil Yaylacı, Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Çiftçi, Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli Kültür Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Süleyman Yücel, Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli Kültür Vakfı Müdürü Abdurrahman Emiroğlu, Kastamonu Üniversitesi bazı Öğretim Üyeleri, bazı Kurum ve Kuruluş Müdürleri, STK Başkan ve Yöneticileri başta olmak üzere çok sayıda davetli katıldı.

Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli Kültür Vakfı’nca düzenlenen 8. Dönem 173. Hafta İlim Hikmet Sofrası Cumartesi sohbetleri programı Hz. Pir Külliyesi Bayraklı Konak girişinde hazırlanan Hat Sergisi ziyaretiyle başladı.
Cumartesi Sohbetleri Ulu Cami İmam Hatibi Kamil Gezer’in Kur'an-ı Kerim tilavetiyle devam etti. Ardından Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, tasavvuf Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Özköse “Şeyh Şaban-ı Veli Yolunun Afrika Serüveni” konusu ile ilgili, sunum ve konuşmasını gerçekleştirdi.
Program bitiminde Kadir Özköse’ye hat sanatından özel yapılmış ahşap çerçeveli eser Tahsin Babaş tarafından ve Mehmet Nadir Özdemir tarafından da kitap hediye edildi.
Program sonunda katılımcılara Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli Kültür Vakfınca hazırlanan geleneksel ikramlarda bulunuldu.

Açılış konuşmasını gerçekleştiren, Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Çiftçi, “Allah'ın selamı, rahmet ve bereketi, Peygamberimiz Aleyhissalatü Vesselam efendimizin şefaatı, erenlerin, ermişlerin, Allah dostlarının hürmeti sizlerin ve bütün inananların üzerine olsun inşallah. Vakfımızın davetine icabet ederek ilimize teşrif eden Profesör Dr. Sayın Kadir Hocam, uzaktan ve yakından teşrif eden değerli dinleyicilerimiz Vakfımızın düzenlemiş olduğu 8. dönem 173. Cumartesi İlim Hikmet Sofrası programına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli Kültür Vakfı’mızca belirli dönemlerde yapılan ve bu sene de 8. Dönem 173 programımızı Cumartesi Sohbetlerimizi yapıyoruz. Her ay ayrı bir konuğu ve konuşmacıyı ağırladığımız etkinliğimizin 173’ncu bölüm konuğumuz ve konuşmacımız Kadir Özköse oldu. Başta Sayın Hocamız Kadir Özköse olmak üzere tüm konuk ve katılımcılarımıza, davetlilerimize, emeği ve katkısı geçen tüm herkese Vakfımız adına çok teşekkür ediyorum. Bu düzenleyeceğimiz ilim, hikmet soframız ve etkinliğimiz, ilimiz, ülkemiz İslam alemi ve bütün insanlık için hayırlı olmasını, hayırlar getirmesini diliyorum” dedi.

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Tasavvuf Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Özköse’de yaptığı usun konuşma ve sunumunda, “Hepinizi kalbi duygularla selamlıyorum. Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi hepinizin, hepimizin üzerinde olsun. Şeyh Şaban Veli Kültür Vakfı'nın böylesi düzenli, kesintisiz, ilim, hikmet sofrasının bir halkasında yer almak her şeyden önce bir şeref ve güzellik hali olarak düşünüyorum. Ben de aranızda bulunmaktan mutluluğumu, hoşnutluğumu ve heyecanımı sizlerle paylaşmış oluyorum. Tabii bir 30 yıldır, 35 yıldır Afrika tasavvufu üzerine çalışıyorum. Mısır'dan Fas'a, Cezayir'den Nijerya'ya, Sudan'dan Somali'ye kadar geniş bir kıtada 1 milyarın üzerinde nüfusun yaşadığı, 900 farklı etnik grubun yaşadığı bir coğrafyada hakim olan inanç dokusunun öncelikle İslam olduğunu, İslam'ın Afrika kıtasında Afrika halklarının adeta umudu, heyecanı ve mana boyutu halinde geçmişten günümüze kadar onların varoluşlarına katkı sağlayan yegane din olduğunu bilmekteyiz. Afrika'ya İslam'ı götürenler her şeyden önce sahabe-i kiram tabi'nin güzide temsilcileri, kıymetleri oldular. İlk fitih hareketlerinden itibaren kıtada İslam'ın bir uçtan diğer uca kadar hem de kısa zamanda duyulmasını, yayılmasını, yaşanmasını, temsil edilmesini sağlayan ilk neslin, asafikram ve tabiin neslinin gayretleri unutulmayacak ve de takdire şayan insanlığın hayranlıkla izleyebildiği, dinleyebildiği bir alan. Tabii Afrika dediğimiz coğrafya, zorlu coğrafya. iklimiyle, coğrafi koşullarıyla, yaşam imkanlarıyla, hayat standartlarıyla dün olduğu gibi bugün de son derece sıkıntılı, buhranlı, yoğun çaba gerektirmeyi sağlayan bir diyar. Hem zengin hem yoksul, hem güçlü hem fakir, hem güzel hem de zorlu olan bir coğrafya Afrika. Batılılar Kara Afrika diyorlar ama ben kabul etmiyorum. Onların bahtını kara eden Batılılardır. Afrika umut diyarıdır. Afrika varlık adasıdır. Afrika güçlü olmanın yolunun geçiştiği bir noktadır. Bu anlamda Afrika'da hayatı kolaylaştıran Afrika'da Medeniyeti ikame kılan, Afrika'da Müslümanların varlığına güç katan oluşumlardan, akımlardan, yaklaşımlardan biri de tasavvuftur ve özellikle tasavvuftur. Tasavvufun Afrika'daki varlık serüvenine, tasavvufun ve tarikatların Afrika'daki yaşam kalitesine, varlık serüvenine olan katkısı, dost, düşman, yerli, yabancı, doğulu, batılı, herkesi hayret içerisinde bırakan bir özelliğe, bir dokuya, bir yapıya sahiptir ve bugün nasip olursa içerisinde bulunmuş olduğumuz ortamın da vermiş olduğu heyecanla, Şeyh Şaban-ı Veli yolunun, halvetiliğin, Cemaliye şubesinin alt kolu olarak Şabaniye yolunun Afrika'da temsil eden beş alt kolundan bahsetmeye çalışacağım. Bekriye kolu, Hıfniye kolu, Dırdıriye kolu, Ticaniye kolu, Rahmaniye kolu tarzında bizim ülkemizde pek bilinmeyen ama Afrika'da bir akademik ortama katıldığımız zaman öncelikle ilk beş arasında sayılabilen önemli tasavvuf akımlarından birileridir bunlar. Peki, ne yaptılar bunlar? Neden oldu? O noktaya geçmeden önce öncelikle ben Halvetiyye üzerine bir iki tespitimi kurmak istiyorum. Osmanlı malum yükseliş döneminde Karşılaştığı en ciddi problem, Safevi Devleti'nin Osmanlı varlığına kastetmesiydi. Safevi Devleti'nin Tebriz'den başlayarak Osmanlı'nın doğu sınırlarını tehdit eder konuma gelmesi, Şah İsmail'in Osmanlı'nın varlığını yok saymaya kalkışması ve Şah İsmail'in Türkçe yazmış olduğu şiirlerinin dailer vasıtasıyla Anadolu'da bir hayranlıklar kitlesinin oluşturduğunu ve onun şiirlerinin, divanının, nüktelerinin, ilahilerinin Anadolu'da dilden dile yayılarak kendisine binlerin, onbinlerin hatta yüzbinlerin hayranlıkla beslediği ve Tebriz'e had yolu gibi su yoluna çevirdiği bir süreç yaşanıyor. Osmanlı'nın devlet olarak varlığına kasteden bu akıma karşı Yavuz Sultan Selim meşhur mücadelesini başlatıyor. Yavuz Sultan Selim, Safevîleri sadece silahlı mücadele ile yenmedi. Yavuz Sultan Selim, Safevîleri aslında kültür mücadelesi ile yendi. Nasıl mı? Malum Safevî devleti bir tarikattı. Safevîye tarikatıydı. Safevîye tarikatı başlangıçta sünni bir tarikattı. Ehl-i sünnet geleneğine sahip Safeyyüddin Ali Hazretlerinin Erdebil Tekkesi ile oluşturmuş olduğu Ehl-i Sünnetin kalesi niteliğindeki bir tarikattı Safavid Tarikatı. Ama kuruluşundan 200 yıl kadar sonra gelen temsilcilerinden, halkalarından Şeyh Cüneydin, Şeyh Haydar'ın ve Şah İsmail'in, yani Şeyh İsmail'in yolu ile bir usulüyle, çizgisiyle rota değiştiren tarikat oldu, zafeviyye tarikatı. Şii'liğe meyletti Şeyh Haydar, Şeyh Cüneyt dönemlerinde. Şii'liği devlet mezhebi haline dönüştürmeye çalıştı. İran coğrafyasında, Azerbaycan coğrafyasında Şii'liğin yayılmasında öncülük eden bir siyasi oluşum haline geldi tarikat ve sonunda Şeyhlikten şahlığa yükselen bir Şah İsmail nüksetti. Osmanlı Devleti'nin varlığına da kasteden, Ehl-i Sünnet'i de dışlayan ve sünni geleneğin birikimlerini de yok sayıp yıkmaya kalkışan bir taarruz hareketine başladığı zaman Yavuz Sultan Selim bu hareketi kardeş tarikatıyla dengelemeye çalıştı. Saferiliğin kardeş tarikatı neydi? Halvetiyelikti. Safevîlik ile Halvetîlik Zahidiyye tarikatının iki önemli koluydu. Safevîlik ile halvetîlik Zahidiyye tarikatının iki önemli ayrı koluydu ve Zahidiyye tarikatı Sünni geleneğin bugünkü İran Horasan diyarındaki güçlü akımının adıydı. Safevîlik rotasını değiştirince Halvetîlik Zahidiyyenin usullerini olduğu gibi ve son derece titiz bir halde devam ettiren tarikat oldu. Dolayısıyla Yavuz Sultan Selim askeri seferle birlikte Halvetî Şeyhlerinin desteğini alarak Halvetî Meşayıhı ile ortak hareket etmek suretiyle Anadolu'da Safevîlerin, Safevî daîlerinin, müritlerinin, dervişlerinin söylediği şiirlere alternatif ilahiler ile Dede Ömer Ruşeni'nin şiirlerini, hikmetlerini okumaya başladılar. Yine Ahmediye yolunun kurucusu olan Yiğitbaşı Ahmet Veli Hazretlerinin, Ahmet Şemsettin Veli Hazretlerinin hikmetlerini, divanlarını okuyarak Anadolu halkını daha özgün bir Türkçe ile daha akıcı bir üslup ile, daha yoğun bir doku ile onların bu kültür transferlerine karşı yerli kültürü ayağa kaldıran bir program uyguladı Yavuz Sultan Selim, Kanun Sultan Süleyman. Yavuz Sultan Selim ve Kanun Sultan Süleyman'ın yanında devletin izlemiş olduğu bu Sünni geleneği güçlü bir eda ile temsil eden maneviyat önderlerinin öncüleri genelde halvetiler oldu. Dolayısıyla Halveti Tarikatı Osmanlı'nın varoluş süreci içerisinde yoğun bir geleneğini sürdüren bir yapıya sahip hale dönüşmüş oldu bu gelenek seyri içerisinde. Halveti tarikatının dört önemli kolu vardı. Bunların başında Ruşeniyye kolu, Cemaliyye kolu, Ahmediyye kolu, Sivasiyye kolu gelmekteydi. Biz Halveti tarikatını tarikatlar kuluçkası olarak nitelendirmekteyiz. Tarikatlar fabrikası olarak nitelendirmekteyiz. İçerisinden kırk küsur tarikatın doğduğu, alt kolun doğduğu ana bir tarikattır Halveti Tarikatı. Halveti Tarikatının bu ana kollarından birisi de hiç şüphesiz Cemaliye Tarikatı oldu. Cemaliye Tarikatının içerisinden doğan en önemli en önemli alt kollarından birisi de Şabaniye idi. Cemaliye Şabaniye'den sonra hâlettik gelenek içerisinde bir diğer alt kol Karabaşiye kolu oldu. İşte Osmanlı gerek Şabaniye, gerek Ruşeniye, gerek Gülşeniye, gerek Sezaiye, gerek Ahmediye, gerekse Karabaşiye gibi bu alt kolların her bir kurucusunun öncüsünün divanının olması, her birinin manevi kemalatının yüksek olması ve her birinin Anadolu'da bir medeniyet kurucu öncü şahsiyetler olması nedeniyle Osmanlı bu kolların her birini ya Makedonya'da ya Arnavutluk'ta ya Sırbistan'da, ya Kırım'da, ya Azerbaycan'da, ya İran'da, ya Irak'ta, ya Suriye'de, ya Mısır'da, ya Afrika'da bir şekilde onları koordineli bir şekilde, bir tarzda, koordineli bir halde temsil kabiliyeti yüksek simalar olarak Osmanlı padişahları görevlendirdi. Ne zamana kadar? 18-19. yüzyıla kadar. 18 ve 19. yüzyıla kadar Osmanlı'nın adeta birer konsolosu gibi çalışan tarikat da halvetiler. Osmanlı'nın devlet politikasını, Osmanlı'nın varlık siyasetini, Osmanlı'nın kültürel dokusunu, Osmanlı'nın milli hamiyetini, Osmanlı'nın medeniyet tecrübesini kıtalar ötesine gerek Avrupa'ya gerek Afrika'ya gerekse Asya'ya yayma noktasında en yaygın tarikat halvetilik idi. Afrika'ya halvetiliğin yayılan ilk kolu Gülşeni'ye oldu. İbrahim Gülşeni hazretleri oldu. İbrahim Gülşeni hazretlerinin kısa zamandaki çalışmaları adeta İstanbul'u rahatsız eder oldu. İstanbul'da bir takım rüzera vezirler grubu İbrahim Gülşeni'nin şöhretinin, itibarının, karizmasının, saygınlığının, mürütlerinin çokluğu nedeniyle hilafete, Osmanlı'ya alternatif olabileceği kuşkusu yayıldı. Bunun üzerine Kanun Sultan Süleyman, derdest edilip, Kahire'den İbrahim Gülşeni'nin getirilmesini emreyledi İstanbul'a. İbrahim Gülşen'i yaşı ilerlemiş vaziyette, 80'i bulmuş vaziyette iken devlet talimatıyla alındı, İstanbul'a getirildi. Sorgulandı, yargılandı, hatta padişahın huzuruna çıkarıldı. Kanuni Sultan Süleyman kendisine devlete başkaldırma niyetindeymişsin doğru mu diye söylendiği zaman, Hazret çok da zayıfmış. Bir deri bir kemik kalmış. Kuru kemik organından ibaretmiş. Yumruğuyla göğsünü vurmuş Sultanım. Şu kuru adamın taht kavgasını mı düşünüyorsun? Bizim dünyalık hevese kakıştığımızı mı düşünüyorsun? Bizim Mısır'daki tek bir varlığımız vardır. O da sen tahtında rahat oturasın diyedir. O da sen burada, burada varlığına kastedecek hainlere uyanık kalasın diyedir ve bizim ne dünyalık ikbalinde ne de ahiret hesabında derdimiz vardır. Biz Allah adına çıkarız yola…….” diye konuştu ve Prof. Dr. Kadir Özköse “Şeyh Şaban-ı Veli Yolunun Afrika Serüveni” ile ilgili uzun açıklamasına devam etti.





