Türkiye Gıda ve Şeker Sanayi İşçileri Sendikası tarafından yapılan basın açıklamasında, iklim değişikliğinin ekonomik ve toplumsal yaşam üzerindeki etkilerine dikkat çekildi.
Sendika tarafından yapılan açıklama şöyle oldu:
"İklim değişikliği artık yalnızca bilim insanlarının, çevre kuruluşlarının ya da uluslararası konferansların gündeminde yer alan bir konu değildir. Yaşanan gelişmeler göstermektedir ki iklim krizi; üretimden istihdama, gıda arzından enerji güvenliğine, sanayiden dış ticarete kadar ekonominin ve toplumsal yaşamın bütün alanlarını etkileyen stratejik bir mesele haline gelmiştir.
Dünyanın birçok bölgesinde artan kuraklık, aşırı sıcaklıklar, seller, orman yangınları ve su kaynaklarındaki azalma; yalnız doğal çevre üzerinde değil, ekonomik faaliyetler ve toplumların refahı üzerinde de ciddi baskılar oluşturmaktadır. Tarımsal üretimde yaşanan kayıplar, yükselen enerji maliyetleri, tedarik zincirlerinde ortaya çıkan kırılmalar ve zorunlu göç hareketleri bu sürecin doğrudan sonuçları arasında yer almaktadır.
Uluslararası kuruluşlar tarafından da giderek daha fazla vurgulandığı üzere iklim krizi mevcut ekonomik ve sosyal sorunları derinleştiren bir risk çarpanı niteliği taşımaktadır. Bu nedenle meseleye yalnız çevre politikaları perspektifinden değil, kalkınma, güvenlik, sanayi ve sosyal politika perspektiflerinden de yaklaşılması gerekmektedir.
Ülkemiz açısından bakıldığında konu çok daha kritik bir önem taşımaktadır. Akdeniz Havzası'nın iklim değişikliğinden en fazla etkilenmesi beklenen bölgeler arasında yer aldığı bilimsel çalışmalarla ortaya konulmaktadır. Su kaynakları üzerindeki baskının artması, tarımsal verimlilikte yaşanabilecek düşüşler, enerji talebindeki değişimler ve afet risklerinin büyümesi Türkiye'nin ekonomik ve sosyal yapısını doğrudan ilgilendirmektedir.
Özellikle ihracata dayalı üretim yapan sektörler açısından yeni dönemin kuralları hızla şekillenmektedir. Avrupa Birliği başta olmak üzere birçok ülke ve ekonomik blok, karbon emisyonları, sürdürülebilir üretim ve çevresel performans kriterlerini ticaret politikalarının ayrılmaz bir parçası haline getirmektedir. Bu durum, sanayimizin rekabet gücünün korunabilmesi için yeşil dönüşüm yatırımlarının hızlandırılmasını zorunlu kılmaktadır.
Sanayi ve üretim çalışanlarını temsil eden Sendikamız olarak açıkça ifade ediyoruz ki iklim politikaları yalnız çevrenin korunmasını değil, çalışanların haklarının güvence altına alınmasını da içermelidir. Düşük karbonlu ekonomiye geçiş süreci, çalışanların mağdur edildiği değil, yeni istihdam alanlarının oluşturulduğu, mesleki dönüşüm programlarının uygulandığı ve adil geçiş ilkelerinin benimsendiği bir anlayışla yürütülmelidir.
Türkiye'nin 2026 yılında gerçekleştirilecek COP31 İklim Zirvesi'ne ev sahipliği yapacak olması bu açıdan önemli bir fırsattır. Bu süreç yalnız uluslararası bir organizasyon olarak değerlendirilmemeli; sanayiden tarıma, yerel yönetimlerden üniversitelere, iş dünyasından sendikalara kadar tüm paydaşların katılımıyla güçlü bir ulusal farkındalık ve dönüşüm hamlesine dönüştürülmelidir.
Gıda güvenliği, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımları, su yönetimi, döngüsel ekonomi uygulamaları, atıkların azaltılması, iklime dayanıklı şehirler ve yeşil sanayi politikaları artık geleceğin değil bugünün öncelikleridir. Bu alanlarda atılacak her adım yalnız çevresel kazanım sağlamayacak; aynı zamanda ekonomik büyümeye, istihdama ve ulusal rekabet gücüne de katkı sunacaktır.
Sendikamız; iklim krizine karşı mücadeleyi üretimin sürdürülebilirliği, çalışanların refahı ve gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzun bir gereği olarak görmektedir. Karar vericileri, özel sektörü, yerel yönetimleri ve tüm toplumsal kesimleri ortak bir irade etrafında buluşmaya davet ediyoruz.
Çünkü iklim krizi yalnız doğayı değil; üretimi, istihdamı, gıda güvenliğini, ekonomik bağımsızlığı ve ülkemizin gelecekteki kalkınma kapasitesini de doğrudan etkilemektedir. Bugün alınacak kararlar, yarının Türkiye'sinin ekonomik gücünü ve toplumsal dayanıklılığını belirleyecektir."
Next




