Parti içerisinde emek veren isimlerin dışlandığını, vefa duygusunun zedelendiğini ve teşkilatçılık anlayışının makam odaklı bir yapıya dönüştüğünü savunan Kuzu, “İnsanın onurunu ve emektarın gururunu inciterek varılacak hiçbir menzil, kazanılacak hiçbir zafer yoktur” dedi.
YRP Üst Kurul Delegesi Hüseyin Kuzu yaptığı açıklamasında, “ Seçimler gelir geçer; sandıklar kurulur, oylar sayılır, birileri o koltuklara oturur, birileri kalkar. Ancak siyasetin asıl büyük mahkemesi, o cafcaflı kongre salonlarında ya da seçim gecesi ekranlara yansıyan sahte başarı haritalarında kurulmaz. Asıl mahkeme, yola çıkarken verilen namus sözlerinin, o yolu bizzat yürüyen insanların çiğnenen gururunda kurulur.
Bugün Türkiye’de muhalefetin içine düştüğü o zavallı çıkmazı görmek için dahi olmaya gerek yok. Halkın yaşadığı onca ağır ekonomik şartlara rağmen, millet hâlâ mevcut iktidardan kopamıyorsa, muhalefet ceketini önüne koyup düşünecek. Ama nerede o basiret? Halktan tamamen kopuksunuz! Güven vermiyorsunuz. Sahada yaptığınız her iş sahtelikten, gösterişten ve ucuz tiyatrolardan ibaret. Sıcak değilsiniz, samimi değilsiniz ve en önemlisi inandırıcı değilsiniz.
"Şu kadar yüz otobüsle kongreye çıkartma yaptık, bu kadar milyon üyemiz var" diyerek algı duvarları örenler; parayla fonladıkları kendi araştırma şirketlerinin şişirilmiş anketleriyle kendilerini dev aynasında görenler, milletin önüne sandık geldiğinde neye uğradığını şaşırıyor. Kendi yalanlarına kendileri inanıp "Boyumuz şu kadar yükseldi, oyumuz bu kadar katlandı" diye caka satanların, yapılan ara seçimlerde sandık sayısı kadar bile oy alamayıp kuşa dönecek kadar, eriyip gidecek kadar aciz duruma düşmesi, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir ibret tablosudur! Bu aziz millet, meydanlardaki o şişirilmiş kalabalıkların, o sipariş anketlerin arkasındaki samimiyetsizliği, o yapay kibri anında seziyor ve tokadı sandıkta indiriyor! Başkanlığı geçtim, ortada tek bir meclis üyesi bile bırakmayan bu basiretsizlik, kurumsal bir iflasın ilanıdır.
Daha da acısı ve ahlaksızı, bu samimiyetsizliğin dışarıya karşı "biz farklıyız, biz dava partisiyiz" maskesiyle pazarlanıp, içeriye karşı ise tam bir kurumsal barbarlığa ve vefasızlığa dönüşmesidir.
Bir parti düşünün; kendi teşkilatı içinden, gecesini gündüzüne katmış bağrından çıkardığı belediye başkan adayını, son anda dışarıdan gelen, AK Parti’den sızan koltuk avcıları için tek taraflı ve bir nezaket kırıntısı bile göstermeden arkasından vursun, adaylığını geri çeksin! Bir milletvekili adayını listeden sinsice çıkarsın da o aday, aday olmadığını ancak karısıyla, çocuğuyla oy kullanmaya gittiği okulda, sandık başında tesadüfen öğrensin! Çevresine, akrabalarına, sandık müşahitlerine namusunu emanet eden adamı orada diri diri toprağa gömün. Nedeni sorulduğunda ise Genel Merkez koridorlarındaki o pişkin suratlar, "Sana iptal ettiğimizi söyleseydik çalışmazdın, sahayı bırakırdın" diyecek kadar alçalsın, insan onurunu hiçe saysın! Ama iş adaylık sürecinde başvuru ücretini tıkır tıkır, hemen o saniye cebe indirmeye gelince hiç gecikmesin...
Hem aday göstereceksiniz, hem parasına çökeceksiniz, hem de köle gibi çalıştırıp arkasından kuyu kazacaksınız; sonra da çıkıp meydanlarda "ahlak" nutukları, "maneviyat" vaazları vereceksiniz. Hadi ordan! Kimsenin bu insanların onuruyla, gururuyla, şerefiyle oynamaya hakkı yoktur, haddi de değildir!
Siyaseten verecek tek bir mantıklı cevabı olmayanların, oturdukları koltukları koruma refleksiyle bürümdükleri bu ölü taklidi, aslında teşkilatların nasıl çürüdüğünün ve hissizleştiğinin en açık kanıtıdır. Bugün o rahat, klimalı koltuklar henüz ortada yokken; kar kış demeden, menisküslü sakat bacağıyla Kastamonu’nun dağ köylerini adım adım arşınlayanlar, il binasının boyasını, badanasını parasıyla pulluyla bizzat kendi elleriyle yapanlar, liderleriyle kahvehanelerde omuz omuza bu harekatı başlatanlar, 'Erbakan Hocamızın emaneti yere düşmesin' diye çoluk çocuğunun rızkından kesip bu partiye harcayanlar bugün kendi kurdukları çatının altında adeta parya muamelesi görüyor, "garip" bırakılıyor!
Bir dava adamının evladı evlendiğinde bir tebrik mesajını çok gören, köyünde tek başına partinin namusunu ve sancağını korurken bir kez olsun dönüp "Burada ne yapıyorsun?" diye sorma haysiyeti göstermeyen bir teşkilat mekanizması, artık kendi öz evlatlarına düşman kesilmiş demektir. Lider, nefes nefese tüm Türkiye’nin yükünü omuzlarında taşıyıp, anasını kaybeden neferini acısıyla bizzat arayıp teselli edecek kadar vefalıyken; burnunun ucundaki Teşkilat Başkanlığı’nın bir kuru taziye mesajını bile esirgemesi, kurulan bu kurumsal yapının nasıl birer ruhsuz et yığınına dönüştüğünün en acı resmidir. Geceyi gündüzüne katan o tertemiz liderlik emeğine, işte bu hissiz, kibirli bürokrasi yüzünden yazık oluyor!
Şunun da çok iyi bilinmesini isterim ki; eğer Genel Başkanımız Sayın Dr. Fatih Erbakan Beyefendi’ye olan o sarsılmaz, o pazarlıksız sadakatimiz ve edebimiz olmasaydı, bugün burada bu kadar sakin, bu kadar naif cümleler kurmaz, o fildişi kulelerinizi çoktan başınıza yıkardık! Bizi susturan da kelimelerimizi bu sınırda tutan da davamızın asıl sahibine olan o büyük hürmetimizdir.
Anlaşılan o ki bugün siyaset koridorlarında; her söyleneni sorgulamadan onaylayan, haksızlık karşısında dilsiz şeytan kesilen, her karara emme basma tulumba gibi baş sallayıp el pençe duran omurgasız modeller makbul sayılıyor!
Teşkilatçılık; sadece evrak kaydırmak, makam odalarında caka satmak ya da şişirilmiş üye sayılarıyla övünmek değildir; o kağıtların arkasındaki insanı, alın terini ve dökülen kanı görebilmektir. Kendi kurucusunu yok sayan, acısında ve sevincinde kardeşinin sırtına bıçak saplayan bir işleyiş, Milli Görüş’ün "ahde vefa" kalesine yerelde vurulan en büyük, en hain darbedir.
Biz bu yola koltukların gölgesinde serinlemek, makam devşirmek için değil; bir inancın, bir mukaddesatın harcına ömrümüzü katmak için çıktık. Ne acı ki, yola çıktıklarımızı yolda bulduklarımıza değişenlerin bu kokuşmuş dünyasında, dökülen alın terleri de çekilen çileler de birer kağıt parçasından daha değersizleşti. İnsanın onurunu, bir emektarın gururunu inciterek varılacak hiçbir menzil, kazanılacak hiçbir zafer yoktur ve olmayacaktır.
Bugün o ihtişamlı salonlarda üye sayılarıyla, sahte otobüs konvoylarıyla caka satan vizyonsuz muktedirlere son sözüm şudur: Ne yaparsanız yapın, hangi tezgahı kurarsanız kurun ama yola birlikte çıktığınız, bu partinin harcını karan insanların ahını alarak yürümeyin! Çünkü tabelalar değişir, o altınızdaki çok güvendiğiniz koltuklar bir gün altınızdan kayar; geriye sadece ahını aldığınız kırık kalpler ve o lekelenmiş isimleriniz kalır.
Next




