Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, TBMM Genel Kurulu'nda Bakanlığının 2024 yılı bütçesine ilişkin konuştu, “gastrocity” kavramını kullandı…

Yeni bir kavram, en azından Kastamonu için, kaç yıldız yılı geriden takip ediyoruz gündemi malum.

“Gastronomi turizmi” Kastamonu için çıkış kapılarından biri değil mi içinde boğuştuğu ekonomik çetrefilden…

Evet de, nasıl olacak, emek nerede?

İrade…

Sabır.

2022 yılında “Gastrocity” kavramına ilişkin bilgi vermiş Bakan Ersoy…

“Sadece zengin bir mutfağa sahip olmakla yetinmeyip, misafirlerinize dünya mutfağının çeşitliliğini en üst kalitede sunabilmeniz önemli bir fark yaratır. Gastrocity ifadesi bu farkı yakalamış olan şehirler için kullanılır ki sizler de biliyorsunuz Londra, Paris, New York gibi kentler bu noktada öne çıkıyor. Şimdi biz soruyoruz, Türkiye, neden fine dining amacıyla seyahat edenlerin tercihi olmasın? Doğru projelerle dünyadaki Gastrocity listesine İstanbul, Bodrum, İzmir ve Çeşme gibi turizm destinasyonlarımızın girmesi hiç de zor değil.”

TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada ne dedi?..

“Bu noktaya gelebilmek için ülkemizin önemli turizm destinasyonlarına 'gastrocity' kimliği kazandırmanın adımlarını attık ve başarılı olduk. 2022'de İstanbul'un, bu yıl ise İzmir ve Bodrum’un, alanında dünyanın en saygın seçkisi olan Michelin Rehberi'ne girmesini sağladık.”

Başarılmış mı?..

Başarılmış.

Diyeceksiniz ki “Bize ne İstanbul, İzmir, Bodrum’dan?”…

Söz konusu mekanlarda sundukları el kadar tabaklarla ne karnımız doyar ne de bütçemiz elverir.

Haklısınız?..

İki sepet ekmek yemeden masadan kalkmak olmaz.

Öğrenmek zararlı mı “gastrocity” kavramını?..

Cebimizde bulunsun.

Gastronomi liginde değil “UNESCO”, Türkiye Ulusal Listesi’ne bile giremeyen bir ilde, neyin Gastrocity’si?..

Hakikaten abes!

Bir ışık yılı öteye ödevimiz olsun ama…

Mutlaka “gastrocity” olalım.

Not: “Sağlık turizmi” mevzusu bir yazıda bitmesin, bu alanda emsallerimizin  hatta komşularımızın dahi gerisinde kaldığımız iyice göz batsın, sağlık alanındaki kamuoyu vizyonumuzun “otopark” evreninde olduğu anlaşılsın…

Camlara kumlu folyo devrindeyiz.

Taş devri…

Kum devri.

Karabük’te kamu hastanesi “sağlık turizmi yetki belgesi” sahibi…

Kastamonu ise “totem onarma” peşinde.

Vatandaş haklı, illa “otopark” isteyecek, nasırına basan dert o belli ki…

Hatta, “vale” talebinde bulundu geçenlerde bir kıymetli ağabeyim, “araçlar nizami çekilmiyor, karmaşa o yüzden, iki adam koysunlar, bak bir şey kalıyor mu” şeklinde çözüm önerisi sundu.

Kastamonu’nun sağlıkta dert silsilesi henüz hastane binasına girmeden bahçede başlarken kamuoyu nezdinde…

Topu sağlık turizmi bahçesine nasıl atalım?

Öyle görünüyor ki “Amerika’nın keşfinden beter”…

Aya ayak basmak gibi.

Doğu ve Güneydoğu illerine dair sağlık turizmi araştırma dosyalarını okuyorum birkaç gündür…

Kalkınma Ajansları başta olmak üzere ilin idari paydaşları pek güzel çalışmışlar.

“Van” misal…

Gözünü dikmediği ne “Kafkasya” kalmış ne “Orta Doğu”.

“Bitlis”…

2017’de uyanmış mevzuya.

O tarihten çok evvel “biz de” uyandık uyanmasına ama…

Uyuyakaldık ertesinde.

Komşularımızdan “Çorum” örneğin…

“Çorum Yatırım Rehberi” dosyası diyor ki “Sağlık turizmine yönelik kamu ve özel hastanelerde 3 özelleşmiş alan (kardiyak rehabilitasyon, yara, yanık tedavisi, göz) ulusal ve uluslararası düzeyde talep görmektedir.”

Çorum “odak” bulmuş…

Etrafını kazıyor.

Kastamonu ne yapıyor?..

Hakikaten ne yapıyor?