Kastamonulu açık su yüzücüsü Ece Demir, Catalina Adası ile Kaliforniya kıyıları arasındaki Catalina Channel geçişinin ardından gazetemizin İnternet Haber Editörü Ozan Furkan Atlamaz’ın sorularını yanıtladı. Kuş uçuşu yaklaşık 32 kilometre olan parkurda akıntı nedeniyle yaklaşık 38 kilometre yüzdüğünü belirten Demir, geçişi 16 saat 43 dakikada tamamladığını söyledi.
CİDELİ YÜZÜCÜ SPORLA İÇ İÇE YAŞIYOR
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fizik Bölümü mezunu olan Ece Demir, aynı üniversitede Yüksek Lisans eğitimine devam ettiğini ve şu anda ultramaraton yüzmeyle ilgilendiğini aktardı. Aynı zamanda havuz yarışlarına katılan Demir triatlon yaptığını da belirterek, koşu, bisiklet ve yüzme gibi çeşitli sporlarla uğraştığını söyledi.
Yüzme sporu ile nasıl tanıştığını aktaran Demir, hikayesini şu sözlerle anlattı:
“Benim hikayem, Kastamonu’nun sahil ilçesi olan Cideli olmamıza rağmen ailemde kimsenin yüzme bilmemesiyle başladı. Bu sebeple ailem, beş yaşındayken beni yüzmeye başlattı. Daha sonrasında diğer çocuklardan daha hızlı olduğum fark edildi ve bir yüzme kulübüne başladım. Yıllarca havuz yarışlarına gittim, geldim. Kısa mesafeler yüzüyordum; 100-200 metre. En uzun yüzdüğümüz 800 metre yarışlarıydı.

GİRDİĞİ İLK YARIŞTA GENEL KLASMAN ŞAMPİYONU OLDU
Daha sonrasında bir gün haberlerde Amasra’da bir açık su yarışı düzenlendiğini gördüm. ‘Neden olmasın, neden ben de denemeyeyim?’ dedim. Antrenörlerimle konuştum, ‘Ben de başlamak istiyorum’ dedim ama destek çıkmadılar. ‘Yüzemezsin çünkü sen kısa mesafecisin. Biz uzun mesafeler yüzemeyiz’ dediler. Ben de inat ettim. ‘Gideceğim, bana lisansımı verin’ dedim. Çıktım gittim. O zaman daha 14 yaşındaydım ve girdiğim ilk yarışta genel klasman şampiyonu oldum. Kendimden yaşça çok büyük insanları geçtim. Hikayem o şekilde başlamış oldu.
“YILLARCA O HARİTAYA BAKIP HAYALLER KURDUM”
Daha sonrasında yine gittiğim bir yarışta ‘Bengisu Avcı Manş Kanalı’nı yüzerek geçiyor’ diye bir anons duydum. ‘Neresi bu Manş? Nereye yüzüyorlar? Kaç kilometre? Kaç saat yüzecek?’ diye araştırmaya başladım ve o gün odama bir Ocean’s Seven haritası astım. Bu, yedi açık su parkurundan oluşuyor. Şu an bir tanesini yüzmüş bulunuyorum. Yıllarca o haritaya bakıp hayaller kurdum. Tabii o zaman çok imkansız geliyordu. Maddi, manevi her şey çok zor. Fiziksel ve psikolojik hazırlıkları birbirinden çok ayrı. Türkiye’de yaygın olarak yapılmayan bir spor olduğu için insan ne yapacağını da bilmiyor. Ben de o yüzden ‘imkansız’ deyip rafa kaldırdım aslında. Ama bir gün gerçekleştireceğimi biliyordum; bunun için hayaller kuruyordum.
Hatta annem haritayı ilk gördüğünde ‘Bunları yüzecek misin?’ dedi. Haritada mesafeler mil olarak yazıyordu, ben onları kilometreye çevirmiştim. Annem görünce ‘Bu kadar kilometre yüzecek misin?’ diye sordu. ‘Evet, bir gün yüzeceğim’ dedim. Serüvenim bu şekilde başlamış oldu.”

“İLK HEDEFİM MANŞ’TI”
Catalina Channel’a hazırlanırken geçirdiği süreci de anlatan Demir, daha önce New York’ta tamamladığı 20 Bridges Swim parkurunun kendisi için önemli bir aşama olduğunu belirtti:
“Benim aslında ilk hedefim Manş’tı. Manş’ı yüzmek istiyordum. Ama spora bir süre ara vermiştim ve tekrar antrenmanlara dönmek, bir şeyler yapmak istiyordum. Antrenörümle birlikte Bengisu Avcı’yla karşılaştık. O da artık Ocean’s Seven’daki son parkurlarını yüzüyordu. Yanına gittim, konuştum. ‘Ben Manş’ı yüzmek istiyorum’ dedim. O da ‘Biraz sakin ol, senin için daha kolay olabilecek parkurlardan başlayalım’ dedi.
TAMAMLAYAN EN GENÇ TÜRK KADIN SPORCU OLDU
İki sene önce Manhattan’daki 20 Bridges parkurunu yüzmeye karar verdik. Orası da 48 kilometrelik bir parkur ama nehir parkuru ve akıntı destekli. Burada yüzdüğüm kadar zor bir parkur değildi. Orayı 9 saat 58 dakikada tamamladım ve tamamlayan en genç Türk kadın sporcu oldum. Oraya da çok hazırlandım ama aynı süreçte bir fabrikada fizik alanında staj yapıyordum. Gitmeden hemen önce de maalesef dedemi kaybettim. Benim için çok zordu.
Orayı geçtikten sonra ultramaratona yatkınlığımı fark ettim. Bunun psikolojisini kaldırabiliyordum. Çünkü çok uzun saatler yüzmeniz gerekiyor ve bu, bir noktadan sonra fiziksel antrenmanın ötesine geçiyor. Tamamen psikolojik bir yere bağlanıyor. Geçişin ardından ‘Şimdi sırada ne var, nereye yüzeceğiz?’ dedim ve kendimize Catalina’yı hedef koyduk.
“CATALİNA İÇİN NEREDEYSE İKİ YILDIR ÇALIŞIYORUM”
Catalina için neredeyse iki yıldır çalışıyorum. Gerçekten çok zorluydu. Bizim işimizin yüzde 80’i mental, yüzde 20’si fiziksel diyebiliriz aslında. Antrenmanlarımızı yapıyoruz; her gün aynı yere gitmek, her gün o suya girmek, antrenmanımı yapmak zorundayım. Bir yerden sonra psikolojik olarak çökebiliyor, zorlanabiliyorsunuz. Böyle zamanlarda spor psikologları devreye giriyor. O konuda da destek aldım ve bana çok yardımcı oldular.
Yoğun bir hazırlık dönemi yaşadım. Gece karanlıkta yüzdüm, havanın çok kötü olduğu zamanlarda yüzdüm, çok sıcak günlerde de yüzdüm. Kendimi her koşula hazırladım.”
“KÖPEK BALIĞI, BALİNA HEPSİ VAR”
Demir, gece karanlığında başladığı Catalina geçişini, denizde yaşadıklarını ve akıntıya karşı verdiği mücadeleyi şöyle aktardı:
“Catalina Channel normalde kuş uçuşu 32 kilometrelik bir parkur ve Pasifik Okyanusu’nda yer alıyor. Catalina Adası’ndan Kaliforniya kıyılarına yüzmeye çalışıyorsunuz. Gerçekten zorlu bir parkur. Yeri geldiğinde su çok sıcak, yeri geldiğinde soğuk. Pasifik Okyanusu birçok canlıya ev sahipliği yapıyor. Aklınıza gelebilecek köpek balığı, balina; hepsi o sularda var. Biz de deniz canlılarıyla karşılaştık ama bir zarar gelmedi çok şükür.
“HERKESİN MİDESİ KÖTÜYDÜ, AYILIP BAYILIYORLARDI”
Yaklaşık 38 kilometre yüzdüm. 16 saat 43 dakika sürdü. Normalde Kaliforniya’da ekim ayı gibi fırtınalar başlar ama ben gittiğimde fırtınalar biraz erken geldi. Eylül başında fırtınalar başladı, kasırga oldu ve hava durumu değişti. Benim yüzdüğüm gün hava gerçekten çok kötüydü. Çok zor şartlarda Catalina’ya vardık diyebilirim. Teknede yaklaşık 10 kişi vardı ve çoğu kişiyi deniz tuttu. Herkesin midesi kötüydü, ayılıp bayılıyorlardı. Ben de korkmaya başladım. Ben iyiydim. Beni yatırdılar; sakinleşmeye ve kendimi yüzüşe hazırlamaya çalışıyordum.
“İLK DEFA PASİFİK OKYANUSU’NDA YÜZÜYORDUM”
Gece karanlıkta başlıyorsunuz çünkü gündüz hava daha kötü olmaya başlıyor. Ben gece 11 civarı başladım. Önce Catalina Adası’nda karaya ayak basıyorsunuz. Orada suyla temasınızı tamamen kesiyorsunuz ve süreç başlamış oluyor. Suya girdiğinizde sürenizi başlatıyorlar. İlk girdiğimde tabii ki çok heyecanlandım. Daha önce gece antrenmanları yapmıştım, geceleri yüzmüştüm ama denizde yüzmüştüm. Türkiye’de okyanus olmadığı için ilk defa Pasifik Okyanusu’nda yüzüyordum. Gece hangi deniz canlıları gelir, ışık onların dikkatini çeker mi bilemezsiniz.
Etraf zifiri karanlıktı. Üzerimde iki ışık vardı: Biri kafamda, biri sırtımda. Bunlar benim bir yeri görmem için değil, teknedekilerin beni görmesi içindi. Hava kapalıydı, yıldızlar yoktu. Etrafı aydınlatacak hiçbir şey yoktu. Ben onları zaten göremiyordum. Sadece kanoma birkaç fosforlu ışık taktık. O ışıkları görerek en azından kanoyu takip edebiliyordum. Gece aslında daha rahattım çünkü görmediğim şeyden korkmuyorum. Her şey gündüz olunca başlıyor.
Gündüz kaptandan bir uyarı geldi. ‘Ece tekneye yaklaşsın’ dedi. Bu arada yüzüş sırasında hiçbir şeye dokunamazsınız. Kanoya, tekneye temas etmek yasak. Sıvı besleniyoruz; enerji jelleri, karbonhidratlar gibi besinleri bana iple bağlı bir şişeyle atıyorlar. Kimseye temas etmeden besleniyorum. ‘Bir tehlike var, yoksa beni kanonun ve teknenin yanına çağırmazlar’ dedim. Beni kano ve tekne arasına iyice aldılar. Kimse Türkçe bilmiyordu. Ben de ‘Shark!’ (köpek balığı) diye bağırdım. ‘Yok, yüzmeni görmek istiyoruz, nasıl yüzdüğüne bakacağız’ dediler. Antrenörüm video çekmeye başlayınca köpek balığı geldiğini anladım.
“BENİ ISIRMADIĞI SÜRECE BENİ SUDAN ALMAYIN”
Ama stresli değildim çünkü onlara ‘Beni ısırmadığı sürece beni sudan almayın. Ben oraya yüzeceğim; bu parkur her şekilde bitecek. Başıma bir şey gelmediği sürece sudan çıkmayacağım’ demiştim. Korkmanıza gerek yok; köpek balığı size saldırmayabilir, başınıza hiçbir şey gelmeyebilir. Korkup tekneye çıkarsanız yüzüşünüz boşa gidebilir. O yüzden sporcu korkmasın diye bazen söylememeyi tercih ediyorlar. Köpek balıklarıyla iki kere karşılaştık. Vatozlara denk geldik, deniz aslanları geldi. Bence güzeldi. Deniz canlılarını çok seviyorum. Onları görmek beni daha mutlu etti. Sanki beni karşılıyor, ‘Hoş geldin’ diyorlarmış gibi hissettim.

“AKINTI SÜREYİ UZATTI”
Hava koşulları yüzüş boyunca gerçekten çok zorluydu. Çok güçlü akıntılar vardı. Normalde daha düz bir parkur bekliyorduk; benim 14-15 saatte yüzmemi bekliyorduk. Kıyıya yedi kilometre kalmıştı ama ben kıyıya yaklaşamıyordum. Yüzüşü bağlantıdan takip edenler olduysa görmüşlerdir: Kıyıya paralel yüzmeye başladım. Yedi kilometre var, 12 saat olmuş ama ben hala paralel gidiyorum ve kıyıya ulaşamıyorum. Akıntı beni sürekli başka bir yere doğru atıyor. Bu da süreyi uzattı. Süre arttıkça psikolojik olarak zorlanmaya başlıyorsunuz.
Kendimi uzun saatlere hazırlamıştım çünkü okyanusta kaç saat yüzeceğinizi tahmin edemezsiniz. Hiç yüzemeyebilirsiniz de. Her şeye hazırlıklı gelmiştik. Daha sonra bana ‘15 saat geçti, şimdi hızlanman gerekiyor, yoksa bitiremeyeceksin ve süre 19 saate kadar çıkacak’ dediler. Ben de ‘Tamam Ece, yapacak başka bir şeyin yok’ dedim. ‘Ne kadar var?’ diye sordum. ‘Üç kilometre, dayanabilir misin?’ dediler. ‘Dayanırım’ dedim.
“SANKİ YÜRÜMEYİ YENİDEN ÖĞRENDİM”
Kendime sürekli ‘Sadece üç kilometre yüzecekmiş gibi düşüneceksin. Daha önce hiç yüzmedin. Şu an üç kilometrelik bir yarıştasın ve orası bitiş çizgisi’ dedim. Aklımda sürekli orada ‘finish’ yazdığını hayal ettim. Kendimi üç kilometrelik bir yarıştaymışım gibi düşündüm. Karaya adım attığımda ayağa kalkamıyor, yürüyemiyordum. Yüzerken daha fazla yorulmamak için bacaklarımızı çok fazla kullanmayız. Dalgalar yüzünden de dengemi kaybetmeye başlamıştım. Ayağa kalktığımda yürüyemedim; sanki orada yürümeyi yeniden öğrendim.
Benim için çok gurur verici bir andı. Çıktığım anda ağlamaya başladım çünkü iki yıldır bunu çok istiyordum, çok emek vermiştim. Sonunda emeğimin karşılığını almıştım.”
“BEN O SUDA YÜZERKEN BABAM HASTANEYE KALDIRILDI”
Sosyal medyada kendisine yöneltilen olumsuz yorumlara istinaden yaptığı paylaşım hakkında da konuşan Demir, geçiş sırasında ailesinin yaşadığı sağlık sorununu da paylaşarak şöyle konuştu:
“Bir yerde görünür olmaya başladığınız zaman olumlu yorumlar kadar olumsuz yorumlar da geliyor. İnsanlar benim yaşantımı bilmiyorlar. Tamamen bilemeyecekler, hepsini anlatmayacağım da zaten. İnsanlar bilmese de benim için çok zor bir süreçti. Ben o suda yüzerken babam hastaneye kaldırıldı. Babam ameliyat oldu ve hala tedavi sürecinde. İnsanlar bunu bilmiyordu ama üstüme gelmeye devam ettiler.
Her şeyden eleştirildim. Ekonomiyi bana bağlayanlar oldu, kilomu eleştirenler oldu. ‘Buna ne gerek vardı, neden yapıyorsun?’ gibi çok garip yorumlar aldım. Üzüldüm mü bilmiyorum. Aslında bu şekilde tanınmak istemezdim. Başarımla tanınmak daha çok hoşuma giderdi. Bu yorumlara ne diyeceğimi de bilmiyorum. Kimseyi memnun edemezsiniz. Memnun etmeniz gereken kişi kendinizsiniz. Bu yolculukta bunu anladım. Ne yaparsam yapayım insanları hiçbir zaman memnun edemeyeceğim.
“SOĞUK PARKURLAR İÇİN KİLO ALMAK ZORUNDAYIZ”
Kilomdan dolayı eleştirildim ama sosyal medyama bakarsanız Manhattan’a giderken zayıftım. Çünkü Manhattan bir nehir parkuruydu ve orada zayıf olmam gerekiyordu. Catalina ise okyanus parkuru. Okyanusta su soğuk oluyor. Sıcaklık 20 dereceden bir anda 15-16 dereceye düşebiliyor ve o anda sizi koruyacak bir giysi giyemezsiniz. Sadece mayo, bone ve gözlüğe izin veriliyor. Beni koruyabilecek tek şey vücudumdu. Besinlerimi sıcak suyla veriyorlar ama yarım saatte bir sıcak su içmek beni ısıtmayacak. Soğuk suda beni koruyabilecek şey vücudumdaki yağ tabakası. Bu yüzden soğuk parkurlar için kilo almak zorundayız.
Açık su yüzücüleri soğuk parkurlara gideceklerse genellikle biraz kilo alırlar. Hedeflerini tamamladıktan sonra da eski kilolarına dönerler. Bizde de öyle oluyor. Sosyal medyama bakarsanız beni bir kilolu, bir zayıf görebilirsiniz. Bu şekilde ilerliyor. O yüzden fiziksel yorumları pek önemsemiyorum; bilmedikleri için yaptıklarını düşünüyorum. Oysa teknolojinin bu kadar geliştiği bir dönemde açıp bir yapay zekaya ‘Bu yüzücüler neden böyle?’ diye sorabilirler. Sprinter olduğum dönem de vardı; o zaman da çubuk kraker kadardım.
“ÜLKEMİ GURURLANDIRABİLİYORSAM NE MUTLU BANA”
Bu yorumlara çok fazla takılmıyorum. Kendim için yapıyorum, insanları memnun etmek için yapmıyorum. Ülkemi gururlandırabiliyorsam ne mutlu bana. Ülkem adına yüzüyorum ve onu en iyi şekilde temsil etmeye çalışıyorum. Her zaman da bunun için çalışacağım.”
GENÇLERE MESAJI: “HAYAL KURMAKTAN KORKMASINLAR”
Kendi hedeflerinin peşinden gitmek isteyen gençlere ne söyleyeceği sorulan Demir, şu ifadeleri kullandı:
“Bence gençler hayal kurmaktan korkmasınlar. Çünkü benimki bir hayalle başladı; odama astığım bir fotoğrafla başladı. ‘Acaba olur mu?’ dedim. Önce imkansız olduğunu düşündüm ama hiçbir şey imkansız değilmiş, onu öğrendim. Hayallerinin peşinden koşup çabaladığında bir şekilde yollar açılıyor ve gerçekleştirebiliyorsun.
Çok inandım, çok çalıştım. Düştüm, kalktım. Gerçekten zor zamanlar oldu ama bir şekilde o kapılar bana açıldı. Belki çok istediğimdendir, belki çok hayal kurduğumdandır. O yüzden herkesin hayallerinin peşinden gitmesini tavsiye ediyorum.
Ben aynı zamanda fizik öğrencisiyim. Fizik bölümünün ne kadar zor olduğunu insanlar az çok bilir. Bunun yanında yüzmeyi sürdürmek de gerçekten çok zordu. Ama imkansız diye bir şey yok. Her şey yapılabilir. Bu süreçte bunu öğrendim. Dışarıdan kulağa imkansız geliyor: ‘17 saat nasıl yüzülür? Sıkılmıyor musun, yorulmuyor musun? Aklına bir şeyler gelmiyor mu? Deniz canlılarından korkmuyor musun?’ Alışıyorsunuz, yapıyorsunuz. İstedikten sonra her şey oluyor.”
“ARKAMDA BİR SÜRÜ İNSAN VARMIŞ”
Kendisine gelen destek mesajlarından da söz eden Demir destek mesajlarına teşekkür ederek şu ifadeleri kaydetti:
“Olumsuz yorumlardan bahsettik ama gerçekten çok güzel olumlu yorumlar da var. Bana çok güzel mesajlar attılar. O mesajlar beni o kadar mutlu etti ki ‘Arkamda aslında bir sürü insan varmış’ dedim. Olumsuz yorumlar bunun yüzde 10’luk bir kısmıymış; paylaşım yaptıktan sonra bunu da gördüm. Mesajlar için çok teşekkür ederim. Önümüzde nice parkurlar olacak, nice güzel yerleri yüzeceğiz ve bayrağımızı dalgalandıracağız. Desteklerinizi bekliyorum. Çok teşekkürler.”
“KALBİM HER ZAMAN CİDE’DE”
Memleketi Kastamonu ve Cide’ye seslenen Demir, ileride ilçesine katkı sunmanın da hayalleri arasında olduğunu şu ifadelerle anlattı:
“Cideli ve Kastamonulu olmaktan gurur duyuyorum. Ailem Cide’nin küçük bir köyünden geliyor. Şu anda İstanbul’da yaşıyor olsak da kalbim her zaman orada. Yakın çevrem Cide’ye ve Kastamonu’ya sevgimi bilir. Gelecekte kendimi geliştirip şehrimi de geliştirmeyi, güzelleştirmeyi istiyorum. Şehrime, Cide’ye dönüp oraya katkı sunmak hayallerimden biri. Bu hep hayallerimden biri olacak.
“CİDE’DEN VE KASTAMONU’DAN ÇOK BÜYÜK DESTEK GELDİ”
Cide’den ve Kastamonu’dan çok büyük destek geldi. Bu kadarını beklemiyordum gerçekten. Geçen sene bana oradan bir plaket de verdiler. Ben de her zaman destek olmaya, oranın güzelliklerini paylaşmaya çalışacağım. Çok mutluyum. Kastamonulu olmaktan mutluyum, memleketimi çok seviyorum. Destekleri için herkese teşekkür ediyorum.”





