Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Meclisi Üyesi Berhan Şimşek, Kastamonu’da düzenlediği basın açıklamasında parti içindeki kurultay tartışmaları, “mutlak butlan” süreci, ekonomi politikaları, tarımsal destekler, dış politika ve siyasi etik konularına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. CHP yönetimine yönelik eleştirilerini sürdüren Şimşek, kurultayın iptal edilmesi için hukuki yollara başvurabileceklerini ancak dönemin genel başkanının bu seçeneği kabul etmediğini öne sürdü.
Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal sorunlarına da değinen Şimşek; ihale mevzuatının değiştirilmesi, siyasetçilerin mal varlıklarının açıklanması, çiftçilere daha fazla destek verilmesi ve mesleki eğitimin güçlendirilmesi gerektiğini savundu. Kastamonu’da genç nüfusun göç ettiğini ve tarımla uğraşanların yaş ortalamasının yükseldiğini belirten Şimşek, Türkiye’nin üretim odaklı bir ekonomik modele yönelmesi gerektiğini ifade etti.
“Mutlak butlan veya tedbir kararının sebebi biz değiliz”
CHP’deki kurultay süreci ve “mutlak butlan” tartışmalarına ilişkin açıklamalarında, parti örgütlerinin yeniden yapılandırılması sırasında zor koşullarla karşılaştıklarını anlatan Berhan Şimşek, 81 ilde teşkilat çalışmalarının yürütüldüğünü, 77 ilde ise kadın ve gençlik kolları başkanlarının görevlendirildiğini söyledi.
Şimşek, kurultay sürecinde yaşananlara ilişkin değerlendirmelerini şu sözlerle aktardı:
“Biz, yaşananlardan sonra Türkiye genelinde 2-3 aylık bir zaman dilimi içerisinde hiç de kolay olmayan bir işi başardık. 81 il başkanımızı görevlendirdik. 81 ilin 77’sinde kadın kolları başkanlarımızı ve gençlik kolları başkanlarımızı görevlendirdik. Fakat çok kötü bir tablo devraldık. Birincisi, sosyal, psikolojik ve fiziki olarak ilçeler bitirilmiş, iller bitirilmişti. Hiçbir şekilde bilgisayar, televizyon, koltuk kalmamıştı. Hatta üç kuruş, beş kuruş paralarına da el konulmuştu. Yani yeniden bir parti kuruyor olsanız, bu durum daha dinamik olabilir.”
Şimşek, kurultayın iptal edilebileceğini düşündüğü hukuki gerekçeleri ve bu konuda Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmeyi şöyle anlattı:
“Şimdi bize, ‘Mutlak butlan veya tedbir kararının sebebi sizsiniz.’ diyorlar. Biz değiliz. Eğer isteseydik, kurultayın yapıldığı 4-5 Kasım akşamı kurultayı iptal ettirebilirdik. Bunu bizim gücümüzle değil, seçim kanununun ve kongreler yönetmeliğinin amir hükümleriyle yapabilirdik. Kongreler ve kurultaylarla ilgili hükme göre divan başkanı seçilen kişi, seçim bitene kadar divanı terk edemez. Ekrem Bey divan başkanıydı. Divanı terk etmeyi bırakın, Ankara’nın Çankaya’sına gitmek yerine İstanbul’da maraton koşmaya gitti. İkinci olarak, seçim birinci turda sonuçlanmazsa üç saat arayla ikinci tura geçilmesi gerekirken 45 dakika arayla geçildi. O 45 dakika içerisinde de manipülasyon yaptılar. Sayın Kılıçdaroğlu’nun ayrılacağını, istifa ettiğini söylediler. Biz bu iki konuyu seçim kuruluna götürseydik kurultay iptal edilirdi.”
Şimşek, söz konusu itirazları dönemin genel başkanına ilettiğini belirterek, kurultayın iptal edilmesi yönünde bir adım atılmadığını söyledi. Açıklamasında Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmeye ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Ben o akşam Sayın Genel Başkan’la beraber evimdeydim. Kendisine durumu anlattım. ‘İstersek bu kurultayı iptal ettirebiliriz. Bu bizim yasal hakkımız.’ dedim. ‘Hayır, böyle bir şey olamaz. Cumhuriyet Halk Partisi’ne böyle bir leke getiremeyiz.’ dedi. Hepinizin de bilgisi dâhilinde, 2 gün sonra Sayın Özgür Özel’e genel merkezde makamı teslim etti. Makamı teslim ederken de 3 belediye başkanının ismini verdi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı da bunlardan biriydi. Sayın Genel Başkan, geçen gün televizyonda da anlattı. Beşli çeteyle ilişkileri, yolsuzluk ve hırsızlık iddiaları bulunan bu kişilerin parti yönetiminde olmaması gerektiğini ifade etti.”
Kurultayın iptali ve mahkeme sürecinde kendilerinin bir dahli bulunmadığını savunan Şimşek, parti içinde “değişimci” olarak adlandırılan gruplar arasında anlaşmazlıklar yaşandığını ileri sürdü. Şimşek, bu anlaşmazlıkların sosyal medya paylaşımlarına ve karşılıklı davalara da yansıdığını belirtti.
Kurultayın hukuki durumuna ilişkin değerlendirmelerini sürdüren Şimşek, 152 delegenin iradesinin sakatlandığı iddiasının mahkeme sürecinde gündeme geldiğini söyledi. Şimşek, bu konuda kendisinin ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun davacı olmadığını belirterek, “Biz davacı bile değiliz, şahit bile değiliz. Gerekçeli kararda bunlar yazıyor.” ifadelerini kullandı.
Yeni kurultay ve ön seçim tartışması
Şimşek, mevcut delegelerle yeniden kurultaya gidilmesinin de hukuki tartışmaları beraberinde getirebileceğini savundu. Kurultayın yapılmaması halinde partinin kapanacağı yönündeki değerlendirmeleri doğru bulmadığını belirten Şimşek, hukuki süreçte mücbir sebeplerin dikkate alınması gerektiğini ifade etti.
Özgür Özel’in 2 milyon üyeyle ön seçim yapılması önerisini de eleştiren Şimşek, parti üyelerinin desteğinin ve örgüt iradesinin zaman içinde ölçülmesi gerektiğini söyledi. Açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Kurultaya gitmek mümkün değildir. 38. kurultay delegelerinin durumu, biraz önce de ifade ettiğim gibi, mahkemenin gerekçeli kararıyla tartışmalı hâle gelmiştir. Aynı delegelerle yeniden kurultaya gitmiş olsak ne olacaktı? Bir parti üyesi savcılığa suç duyurusunda bulunsa, daha önce 36. Hukuk Dairesinin vermiş olduğu karar nedeniyle yine iptal edilmesi gündeme gelecekti. Bu da geçerli bir sebep değildi. ‘Parti kurultaya gitmezse kapanır.’ diyorlar. Böyle bir şey yok. İnsanları bu şekilde manipüle ettiler. Çünkü hukukta mücbir sebepler vardır. Mücbir sebepten dolayı süre durur ve burada da sürenin durduğu değerlendirilmektedir. Yargıtay kararından sonra kurultaya gitmezsek sıkıntıya düşebiliriz. Ancak bu da tek başına geçerli bir sebep değildir.”
Şimşek, ön seçim önerisine ilişkin eleştirilerini de şöyle sürdürdü:
“Sonra Sayın Özgür Özel, ‘Gelin, 2 milyon üyemizle ön seçim yapalım.’ dedi. 2 milyon, düzeltiyorum, örgüt üyemiz var. Üyelerle beraber ön seçim yapalım. Peki, acele ne? Kemal Bey’in döneminden sonra 600 bin üye olmuş. Bu 600 bin üyeyi senin döneminde kazanmışız. Sokak, cadde, halk seni destekliyorsa beklersin. 3 ay sonra, 4 ay sonra, kurultayı yapacağız. Gelirsin, kantara çıkarsın. ‘Nasıl olsa bu işi yaparım’ diyorsan o zaman seçilirdin. Bunu da kabul et. Bana göre bu, içi boş bir söylemdi. Sadece hamaset yapmak, 2 medya kanalı üzerinden Cumhuriyet Halk Partisi örgütünü ve seçmenini manipüle etmek, konsolide etmek amacı taşıyordu.”
“Bu arkadaşlara parti kurdurdular”
Kurultay tartışmalarının ardından gündeme gelen meşruiyet eleştirilerine de yanıt veren Şimşek, Parti Meclisi üyeliğinin 37. kurultay üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini savundu. 38. kurultayın hukuki durumuna ilişkin değerlendirmelerin kendisinin ve Kılıçdaroğlu’nun görevleri açısından da sonuçlar doğurduğunu ileri süren Şimşek, Özgür Özel’in milletvekilliği sürecinde kullanılan imzaları gündeme getirdi.
Şimşek, açıklamasında şu sözlere yer verdi:
“Bize ‘siz mutlak butlancısınız’ diyorlar. Butlan, yok hükmünde demektir. 38. kurultay hakkında tedbir kararı vererek onu yok hükmünde sayan 36. Hukuk Dairesi, beni de Kemal Bey’i de atamadı. 38. kurultay yok hükmünde olduğu için ben, örgütün ve genel başkanın seçmiş olduğu 37. kurultayın delegeleri tarafından seçilmiş bir Parti Meclisi üyesiyim. Sayın Genel Başkan da 38. kurultay yok sayılınca 37. kurultaydan gelen Parti Meclisi üyeleri ve genel başkanlık görevi üzerinden değerlendirilmektedir. Şimdi bize, ‘Meşru değilsiniz.’ diyorlar. Peki, ben meşru değilsem Özgür Bey’e şunu soruyorum: Özgür Bey, siz bugün Manisa milletvekilisiniz. Manisa milletvekili olmanız için Yüksek Seçim Kuruluna hangi dönemin Parti Meclisi üyelerinin imzalarıyla başvurdunuz? Bizim imzamız, 37. kurultay delegelerinin seçmiş olduğu Parti Meclisi üyelerinin imzasıdır. Eğer ben yok hükmündeysem, meşru değilsem sen de değilsin.”
Parti içindeki değişim sürecine ilişkin daha geniş iddialarda da bulunan Şimşek, bazı kişilerin 2022 yılından itibaren görevlendirildiğini ve amaçlarının CHP’yi siyaseten etkisiz hâle getirmek olduğunu öne sürdü. Bu iddialarını dile getirirken yurt dışında Ekrem İmamoğlu’na destek amacıyla kullanıldığını söylediği araçları da gündeme getirdi.
Şimşek, söz konusu araçların finansmanına ilişkin açıklamasında, “New York’ta ve Washington’da 20 araç ‘Free İmamoğlu’ yazısıyla dolaşıyor. Bu araçlar giydirilmiş. Ben televizyon programında söyledim. Eğer Ekrem Bey’i çok seven, ona saygı duyan biri bu araçları giydirdiyse Amerika’da bir alışveriş yapsanız bile fatura alırsınız. Bunu kim yaptıysa faturasını bize göndersin. Sorun şu: Bu fatura ortada yok.” ifadelerini kullandı. Şimşek, araçların kimler tarafından finanse edildiğinin açıklanması gerektiğini savundu.
Terörsüz Türkiye süreci ve “Yeni Ahbap Partisi” eleştirisi
Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şimşek, CHP’nin sürece destek verirken bazı koşullar öne sürdüğünü belirtti. Kemal Kılıçdaroğlu’nun PKK’nın silah bıraktığının devlet yetkilileri tarafından doğrulanması ve üniter devlet yapısının güvence altına alınması gerektiğini söylediğini aktaran Şimşek, Özgür Özel’in yaklaşımını ise eleştirdi.
Şimşek, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Terörsüz Türkiye çerçeve kanunu gündeme gelmeden bir hafta önce Sayın Genel Başkan basın toplantısı yaptı ve ‘Biz destek veriyoruz, tereddütsüz. Ancak 2 şartımız var. Birincisi, PKK’nın silah bıraktığı devlet yetkilileri tarafından teyit edilecek ve imzalanacak. İkincisi, üniter yapı korunacak. Vatanın bölünmez bütünlüğü ve üniter devlet yapısı güvence altına alınacak. Bunlar olacaksa evet diyeceğiz.’ dedi. Genel Başkan’ın yaklaşık 12 maddeyle açıkladığı hususlar, daha sonra 14 maddelik düzenlemeyle karşılaştırıldığında Kemal Bey’in söylediklerinden alıntılar yapıldığı görüldü. Kemal Bey bunları söylerken Özgür Bey ne dedi biliyor musunuz? Onlara Yeni Ahbap Partisi’nin yöneticileri diyeceğiz herhalde, ‘Diğer milletvekilleri istediklerini söylesinler.’ dedi. Çünkü ikisi de aynı sosyal tabana oturan bir anlayışla geliyor.”
CHP’nin Türkiye genelinde farklı seçmen kesimlerine hitap eden bir kitle partisi olması gerektiğini savunan Şimşek, siyasi söylemin bölgesel ayrışmalar üzerinden yürütülmesini eleştirdi. Şimşek, bu konudaki görüşlerini şöyle sürdürdü:
“Peki, hani sen kitle partisiydin? Türkiye bölgeli bir devlete ayrıldığında bizim haberimiz mi olmayacak? Yani diyor ki Sezgin Tanrıkulu gidecek Diyarbakır’da ‘Kürtlere özgürlük’ diyecek; Tekirdağ ve Edirne milletvekilleri de gidip ‘Türklere özgürlük’ diyecek. Böyle bir şey olabilir mi? Ben 91 milletvekiliyle ikinci ana muhalefet partisiyim. Ana muhalefet partileri kitle partisi olur; illerin veya bölgelerin partisi olmaz.”
Şimşek, açıklamasında medyaya yönelik harcamalar hakkında da iddialarda bulundu. Bazı medya kuruluşlarına ve hesaplara kendileri aleyhinde yayın yapılması amacıyla para aktarıldığını öne süren Şimşek, bu iddialarına ilişkin belgelerin ellerinde bulunduğunu söyledi.
“Türkiye yangın yerinde”
Parti içindeki tartışmaların ülkenin ekonomik sorunlarının önüne geçtiğini savunan Şimşek, işçilerden çiftçilere, esnaftan sanayicilere ve emeklilere kadar birçok kesimin ekonomik güçlüklerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Türkiye’de yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda denetim ve yönetim alanlarında da sorunlar yaşandığını ileri süren Şimşek, şu ifadeleri kullandı:
“Sabah kalkıyoruz, Ekrem; akşam yatıyoruz, Özgür. Akşam yatıyoruz, tedbir; gündüz kalkıyoruz, butlan. Türkiye yangın yerinde. Ben, il başkanlarımızı görevlendirdikten sonra bugün 15’inci ya da 16’ncı il ziyaretimdeyim. Halkla beraberiz, sorunları görüyoruz. İşçinin durumu böyle, çiftçinin durumu böyle, esnafın durumu böyle, sanayicinin durumu böyle, öğrencinin durumu böyle, emeklinin durumu böyle. Türkiye yangın yerinde. Büyük bir ekonomik buhran yaşıyoruz; yalnızca ekonomik kriz değil. Anadolu’nun bu güzel kentlerinde yaşayanlar, hiç değilse eş dost dayanışmasıyla hayatlarını idame ettiriyorlar. Büyük şehirler yangın yerinde. İşte yaşadıklarımızı görüyorsunuz. Bir ton kriz ortaya çıktı. Neyi konuşalım? Bir denetim mi var? En masum kurum olarak görülen Futbol Federasyonu bile iflas etmiş vaziyette. Denetim yok. SPK nerede? BDDK nerede? Borsa İstanbul, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası nerede?”
Finans piyasalarında yaşanan kayıplara ve kamu denetimine ilişkin eleştirilerini sürdüren Şimşek, ekonomik sorunların faturasının dar gelirli kesimlere çıktığını savundu. Açıklamasında kamu kaynaklarının kullanımı, siyasi ilişkiler ve denetim mekanizmaları hakkında da değerlendirmelerde bulunan Şimşek, yolsuzluk iddialarının araştırılması gerektiğini söyledi.
İhale kanunu ve siyasi etik yasası çağrısı
Şimşek, Türkiye’de siyasetin ve kamu yönetiminin şeffaflaşması için iki temel düzenlemeye ihtiyaç olduğunu belirtti. Bunlardan ilkinin 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun değiştirilmesi, diğerinin ise siyasetçilerin mal varlıklarını ve görev süresince yaşanan değişimleri açıklamasını sağlayacak siyasi etik yasasının çıkarılması olduğunu söyledi.
Kamu İhale Kanunu’nun çok sayıda değişikliğe uğradığını ileri süren Şimşek, düzenlemelerin belirli ihalelere göre değiştirildiğini savundu. Şimşek, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Bu işlerin düzelebilmesi için, değerli basın mensubu arkadaşlarım, 2 şey çok kıymetli. Birincisi, 4734 sayılı İhale Kanunu’nun değişmesi lazım. Bu kanun 209 kez değiştirildi. Ama neye göre? Yapacağı ihaleye göre değiştirildi. Ahmet mi Kuşadası Limanı’nı alacak? Ona göre. Pendik Limanı’nı o mu alacak? Ona göre. Gerçekten Avrupa’nın ve gelişmiş demokrasilerin standartlarında bir ihale kanunu çıkarılması lazım. 21 ve 21/F’ye göre davetiye usulü ihale yapılmaması lazım. Bu ihale kanunu bu şekilde kaldığı sürece her belediye başkanı potansiyel rüşvet alan, her iş yapan adam da potansiyel rüşvet veren olarak görülür.”
Siyasi etik yasasının önemini de vurgulayan Şimşek, milletvekilliği sürecinde mal varlığı beyanında bulunduğunu ancak görev süresi sona erdiğinde mal varlığındaki değişimlerin sorgulanmadığını söyledi. Bu durumun siyasette hesap verebilirlik sorununa işaret ettiğini savunan Şimşek, düzenlemenin kapsamına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“İkincisi, benim arkadaşlarıma da takdim ettiğim siyasi etik ve ahlak yasasıdır. Arkadaşlarımın da benim çalışmamla beraber Meclise sunduğu bir yasa teklifi var. Biz milletvekili olduk arkadaşlar. Bize bir zarf verdiler, ‘Mal varlığınızı yazın.’ dediler. Yazdık. Aradan dört yıl sekiz ay geçti, milletvekilliğimiz bitti. Bana kimse ‘Bu mal varlığını yazdın da şimdi neyin var?’ diye sormadı. Çünkü baştakiler çok şey götürdüğü için bana da soramıyorlar. Siyasi ahlak ve etik yasası çıkmadan Türkiye’de siyaset düzelmez. Bu nasıl olacak? Milletvekilleri, il başkanları ve meclis üyeleri birinci ve ikinci derecedeki mal varlıklarını açıklayacaklar. Göreve geldiklerinde beyan edecekler, ayrılırken de neyin var neyin yok yeniden beyan edecekler. Biz bu yasayı daha önce teklif ettik.”
Şimşek, siyasi etik düzenlemesinin yanı sıra Siyasi Partiler Kanunu ve Milletvekili Seçimi Kanunu’nda da değişiklik yapılması gerektiğini ifade etti.
Dış politika kararları ve Terörsüz Türkiye süreci
CHP Parti Meclisi Üyesi Berhan Şimşek, Terörsüz Türkiye sürecinde gündeme gelen çerçeve kanun ve Türkiye’nin dış politika yaklaşımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kemal Kılıçdaroğlu’nun süreç için iki şart öne sürdüğünü belirten Şimşek, PKK’nın silah bıraktığının devlet yetkililerince teyit edilmesi ve üniter devlet yapısının güvence altına alınması gerektiğini söyledi. Şimşek, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Terörsüz Türkiye çerçeve kanunu gündeme gelmeden bir hafta önce Sayın Genel Başkan basın toplantısı yaptı ve ‘Biz destek veriyoruz, tereddütsüz. Ancak 2 şartımız var. Birincisi, PKK’nın silah bıraktığı devlet yetkilileri tarafından teyit edilecek ve imzalanacak. İkincisi, üniter yapı korunacak. Vatanın bölünmez bütünlüğü ve üniter devlet yapısı güvence altına alınacak. Bunlar olacaksa evet diyeceğiz.’ dedi. Genel Başkan’ın yaklaşık 12 maddeyle açıkladığı hususlar, daha sonra 14 maddelik düzenlemeyle karşılaştırıldığında Kemal Bey’in söylediklerinden alıntılar yapıldığı görüldü.”
“Türkiye’nin yüzü üretime dönük olmalı”
Türkiye’nin ekonomik kalkınmasında üretim, tarım, hayvancılık ve bölgesel planlamanın önemine değinen Berhan Şimşek, sanayi ve eğitim yatırımlarının ağırlıklı olarak Marmara Bölgesi’nde yoğunlaşmasını eleştirdi. Batı Karadeniz’in potansiyelinin değerlendirilmesi gerektiğini belirten Şimşek, üreticilerin teknik destek almasının ve bölgesel ihtiyaçlara uygun politikalar geliştirilmesinin önemini vurguladı.
Şimşek, Türkiye’nin üretim kapasitesine ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye’nin yüzü üretime dönük olmalı. Türkiye’nin planlama sorunu var. Sanayi ve eğitim yatırımları ağırlıklı olarak Marmara Bölgesi’nde yoğunlaşıyor. Batı Karadeniz’in, Çankırı’nın tarım ve hayvancılık potansiyeli var. Bunları değerlendirmemiz lazım. Üreticinin veteriner hekimlerden, ziraat mühendislerinden ve tarımsal girdilerden destek alması gerekiyor.”
Şimşek, Türkiye’nin yüksek teknoloji alanlarında da daha fazla üretim yapması gerektiğini savundu. Çip, robot ve otomobil gibi alanları örnek gösteren Şimşek, üretim odaklı bir ekonomik yaklaşımın önemine dikkat çekti.
“25 yıldır mı savaş var?”
Kastamonu’nun demografik yapısına ve tarımsal üretimine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şimşek, genç nüfusun göç etmesinin ve tarımla uğraşanların yaş ortalamasının yükselmesinin gelecekte üretim sorunlarına yol açabileceğini savundu. Üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkını domates üzerinden örneklendiren Şimşek, Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde tarlada 3 liraya satıldığını belirttiği domatesin Kastamonu’da 60-70 liraya ulaştığını söyledi.
Şimşek, hayat pahalılığına ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“İlleri geziyorum. Sındırgı’da çiftçi abime, Balıkesir’de soruyorum: ‘Domates kaç para?’ Tarlada 3 lira. Hanımefendilere sordum, Kastamonu’da 60-70 lira. Savaş var deniliyor, 25 yıldır mı savaş var? 2002’de iktidara geldiğinizde enflasyon yüzde 27,7’ydi. Geldiğinizden beri satmadığınız yer kalmadı. Satmadığınız son yer karayolları kaldı; oraları da satacağız. Şimdi buradan bakınca arkadaş, biz Özgür’le mi uğraşalım, Yeni Ahbap Partisi’yle mi uğraşalım, iktidarla mı uğraşalım, siyaset mi üretelim? Bunlar son konuşmalarımız. Biz siyaset üreteceğiz; ülkenin eğitimiyle, sağlığıyla ilgili çalışmalar yapacağız.”
Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesine de değinen Şimşek, çiftçilere millî gelirin yüzde 1’i oranında destek verilmesini öngören düzenlemenin yeterince uygulanmadığını ileri sürdü. Bu yıl çiftçilere ödenmesi gerektiğini düşündüğü desteğin yaklaşık 700 milyar lira olduğunu, ödenen tutarın ise 168 milyar lira seviyesinde kaldığını belirten Şimşek, tarımsal desteklerin artırılması gerektiğini savundu.
Mesleki eğitim de en az üniversite kadar önemli
Eğitim sisteminin üretim ve istihdam ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi gerektiğini ifade eden Şimşek, üniversite mezunu sayısının artmasının tek başına yeterli olmadığını söyledi. Elektrikçilik, marangozluk, tornacılık ve süt ürünleri üretimi gibi alanlarda nitelikli çalışan ihtiyacı bulunduğunu belirten Şimşek, mesleki eğitimin güçlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.
Meslek sahibi gençlerin hem Türkiye’de hem de yurt dışında istihdam imkanlarına erişebileceğini ifade eden Şimşek, eğitim politikalarının ülkenin üretim kapasitesiyle uyumlu hale getirilmesinin önemini vurguladı.
Gençlere özgürlük ve vicdan çağrısı
Konuşmasının sonunda gençlere seslenen Şimşek, siyasi görüş farklılıklarının insanların bir arada yaşamasına engel olmaması gerektiğini belirtti. Gençlerin ülkenin geleceğinde daha fazla sorumluluk üstlenmesini isteyen Şimşek, şu ifadeleri kullandı:
“Bu koltuklara siz gelin, siz yönetin. Solcu, sağcı, futbolcu demeyin. Özgürlüğün peşinden koşun. İnsanın peşinden koşun. Vicdanın peşinden koşun.”
Şimşek, parti içindeki seçim sürecinin mahalle ve ilçe kongreleriyle devam edeceğini belirterek, şeffaflık ve arınma çağrısını yineledi. Açıklamasını geleceğe yönelik mesajıyla tamamlayan Şimşek, “Bagajı boş, pırıl pırıl bir kadroyla yolumuza devam edeceğiz.” dedi.




