Karabacak, 1 Ocak itibarıyla yürürlüğe giren kararnameyle SGK ve vadesi geçmiş vergi borcu bulunan üreticilerin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla sağlanan faizsiz veya düşük faizli kredilerden yararlanmasının önüne geçildiğini belirterek şunları kaydetti:
"1 Ocak itibarıyla yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile üretmekte zorlanan, ekonomik
kriz içinde ayakta kalmaya çalışan çiftçimize yeni bir darbe daha vurulmuştur.
SGK ve vadesi geçmiş vergi borçları gerekçe gösterilerek, faizsiz ya da düşük faizli tarımsal
krediden yararlanmak isteyen üreticimize Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerinin kapıları
kapatılmıştır.
Tarlasından kazanç sağlayamayan, ürettiğiyle ayakta duramayan çiftçimiz; mazot, gübre, tohum ve
zirai ilaç fiyatlarındaki fahiş artışlar karşısında çaresizliğe sürüklenmektedir.
Sadece yandaş şirketlerin 660 milyar liralık vergi borcunu silenler, çiftçimizin 12,2 milyar liralık
gecikmiş borcunu bahane ederek üreticiyi “borcu yoktur” belgesi peşinde koşturmaktadır.
Daha da vahim olan ise, geçmişte tüm çiftçileri kapsayan “yararlanırlar” hükmünün kaldırılarak
yerine “yararlanabilirler” ifadesinin getirilmiş olmasıdır.
"İDARECİLERİN KEYFİYETİNE BIRAKTI"
Bu değişiklik, ‘borcu yoktur’ kağıdı bile alsa çiftçimizin faizsiz ya da düşük faizli tarımsal krediden
yararlanabilmesini idarecilerin takdirine, hatta keyfiyetine bırakmıştır.
Çiftçinin elini rahatlatması, yükünü hafifletmesi gerekenler ise aldıkları bu kararla adeta çiftçinin
ölüm fermanını imzalamaktadır.
Bugün çiftçimizin borcu vardır; çünkü siz…
Mazotu, gübreyi ve ilacı dövizle aldırdınız; ürünü yok pahasına sattırdınız.
Destekleri ya geç verdiniz ya da enflasyon karşısında buharlaştırdınız.
Üretim maliyetlerini katlarken taban fiyatları yerinde saydırdınız.
Çiftçiyi banka kapılarına, tefeci faizine mahkûm ettiniz.
Afetleri “kader” dediniz, borçları yapılandırmadınız.
Planlı tarımı bitirdiniz, ithalatı teşvik ettiniz.
Gençleri köyden kopardınız, toprağı sahipsiz bıraktınız.
Bakın; 2000 yılında Kastamonu’nun belde ve köy nüfusu 201 bin 456 iken, 2025 yılında bu sayı
137 bin 565’e gerilemiştir.
Bu ne demektir?
Yani son 25 yılda köylerde yaşayan her 100 hemşehrimizden 31’i, geçim umuduyla toprağını terk
etmek zorunda kalmıştır.
Kimisi şehirde bir fabrikada ya da kamu kurumunda iş bulabilirse çalışmakta; bulamayan ise asgari
ücretle hayata tutunmaya çalışmaktadır.
Bu tablo, Kastamonu’nun da, Türkiye’nin de en yakıcı beka sorunlarından biridir.
Sandık önümüze geldiğinde; çiftçiyi yok sayan, üretimi cezalandıran, köyleri boşaltan bu anlayışı
hep birlikte değiştireceğiz.
Bu düzen değişecek, üretici yeniden ayağa kalkacaktır.
Çiftçiyi borçtan kurtaran, girdi maliyetlerini düşüren, destekleri zamanında ve yeterli veren kamucu
tarım politikalarıyla; üretenin kazandığı, çiftçinin yeniden ayağa kalktığı bir Türkiye’yi hep birlikte
kuracağız."




